Ulan amma büyüdük be. İyi büyüdük yannız. Baya büyüdük ha. Sabahın köründe kızı okula götürürken “ne güzel be erkenden uyanıyorum, mis gibi koca gün var önümde” diyorum. Gençken “ulan manyak mı bu insanlar, sabahın 7sinde niye uyanırlar” diyordum. Hatta bir sabah şu an kocam, o vakitler sevgilim olan (aradaki farkı bilmeyen devamını kapının arkasında tek ayak üstünde okusun) adamla piknik aktivitesi münasebetiyle erken buluşmuş, sabah sokaklarda gezen insanlara bakıp vay be, bize de benziyorlar ha, ama işte erken kalkan bir ırk bunlar, amaçsızca dolaşıyorlar olum diye dalga geçmiştik.

 

Şimdi erken uyanmanın mutlulukla alakası var diyecek kıvama geldik. Hakkaten güzelmiş be. Tamam çalışırken de erken kalkıyorduk falan ama demek çalışırken de büyükmüşüz. Sabah erken kalkmanın normalleşmesi büyümeye dalalet ben diyim.

 

Okula giderkende bin bir küfür ederdim. Erken kalkmaya bi isyan vardı. Anne beş dakka daha, anne on dakka daha, anne hastayım bugün okula gitmesem, anne ben öldüm ya ara okulu kızım öldü de derdim.

 

N’oldu şimdi? Erken uyan, aynada kendine gülümse, yüzünü buz gibi suyla yıka, enerji dol, yürüyüş yap, işine gücüne başla, o hoo bildiğin dinozor hayatı.

 

Gün öğlen başlardı. Afyonunun patlaması ne kadar geç olursa o kadar cool olurdun. 12’de telefona sarılıp arkadaşını arardın, o hala uyuyorsa kendini kötü hissederdin. Lan amma erken uyandık amk diye rahatsız olurdun. Millet uyanacakta, serserilik için planlar yapılacakta, hangi piyasa mekanda alkol eşliğinde ilk öğünü yiyeceksiniz de, akşam üstü hangi aksiyon filmine gidip geceyi hangi klüpte geçireceksiniz falan. Aman hayat ne zordu gençken.

 

Şimdi n’oldu? Sabahın köründe kalkmış dinozor bir ev işçisi olarak öğlene kadar neşe içinde rutin temizliğini yapmış, yemeklik soğanını doğramaya başlamışsındır. Yani tüm öğlen evdesindir. Öğlene kadar uyunur mu ulan? Yuh! Hem öğlene kadar uyursan gece ne uyuyacaksın? Sen yaşlısın, gece uykusu önemli. Gündüz kuşağındaki pörsük doktorlar ne diyor; gici uykisi çik inimli, ginç kilmik isitiyirsiniz gici kalitili uyiyiniz. E hani şarkı vardı, neşeli ol ki genç kalasın? Niye uyuyoz ki şimdi? Zaten zamanımız az kalmış niye uyuyalım kardeşim? Gici iykisi çik inimli..

 

Gençliğim akşam üstü çakır keyif halde sinemaya giderken dinozor halim elinde alışveriş listesiyle markete yufka, yumurta almaya gidiyor.

 

Gençliğim sinemadan çıkıp bara, klübe doğru yol alırken dinozor halim akşam yemeği sofrasını kaldırıp anti-aging kremlerini sürmek üzere aynanın karşısına geçiyor.

 

Bunlar nerden geldi aklıma biliyor musun? Bugün bir yerden eve doğru giderken, saat akşam sekiz civarı, lan ne işim var benim bu saatte dışarıda dedim içimden. Sonra aynı yolda yıllar evvel, eve dönmek zorunda olduğumda “ulan ne işim olur bu saatte evde” dediğimi hatırladım. Flashback gibi birşey oldu. Mal mal gülümsedim yolda.

 

Aman ne var çık, gez eğlen diyeceksin de o iş öyle olmuyor işte. Kafada ne yemek pişecek, yarın kızın okulda gösteri varmış ne giyecek, Ahmet’lerin düğünü var, o bize yarım taktıydı, kuyumcuya gidilecek, adam öksürüyor limon alınacak, mutfakta karınca geziyor, ilaç atılacak vs vs olunca o iş öyle olmuyor.

 

Hem çıkınca da etraftaki gençlere çocuğum gözüyle bakıp vah yavrum, genç genç kızlar barda çalışıyor, bunun anası babası nerde, kızım seni burda zorla mı çalıştırıyorlar, evladım mekanın sahibi nerde, bu çocukların burda ne işi var diye rezalet çıkarıyorum.

 

Demem o ki; mümkünse az büyüyün. Büyümenin bi numarası yok. Parası neyse verin genç kalın. Neşeli olun genç kalın. İmkanınız neye müsaitse o şekilde genç kalın. Öyle benim ruhum genç numaraları hep yalan. Ruhlar dünyasında yaşamıyoruz.

 

Tabi yine de siz bilirsiniz.