Radyo Karavan’ın tüm ajjları, merhaba….

Hayatımın hiçbir işe yaramayı düşünmediğim şu nadide döneminde Ayça Şen başkanımızın bu sitede bana bir yer ayırmak suretiyle üstüme giydirmek istediği post ne kadar kaşındırıyor, hele şu sıcaklarda nasıl terletiyor anlatamam. Bununla birlikte insanın götünün özgül ağırlığı hafiften azalmıyor değil.

Ayrıca göte göt denen bir mecranın kıymetini de kimse benim kadar iyi bilemez. 32 yıl debelendiğim, büyük bir bölümünde yayın yönetmenlerinin yazıcısı –ki bu pozisyon başçavuşun eşeğine tekabül ediyor- olarak çalıştığım medya ortamlarından bakıldığında gerçekler, ayışığında açıkta kalmış birer göt gibi parlıyor malumunuz.

Efendim uzatmadan sadede geleyim, ben hayatım boyunca boş zamanım için mücadele ettim. İki elim kanda da olsa her sabah bir saat erken kalktım, gitarımı alıp egzersiz yaptım. Biliyorum süper yetenekli sayılmam, tekniğimi de büyük hocalardan ders alarak oluşturmamışım, belli; ama diyeceğim, bu izleyeceğiniz çalışma, yıllarca biriktirdiğim boş zamanın ürünüdür.

Boş zaman / tembellik paradoksunu yenmemde yardımcı olan alıntılardan birini sizlerle paylaşmak istiyorum, bakınız aydın kesimde “Marx’ın damadı” olarak ta tanınan Paul Lafargue, 1883 tarihli eseri “Tembellik Hakkı”nın giriş cümlesinde ne diyor (Maşallah altı okka özgüven varmış o zaman insanlarda):

“Kapitalist uygarlığın egemen olduğu ulusların işçi sınıflarını garip bir çılgınlık sarıp sarmalamıştır. Bu çılgınlık, iki yüzyıldan beri, acılı insanlığı inim inim inleten bireysel ve toplumsal yoksunluklara yol açmaktadır. Bu çılgınlık, çalışma aşkı; bireyin, onunla birlikte çoluk çocuğunun yaşam gücünü tüketecek denli aşırıya kaçan çalışma tutkusudur. Rahipler, iktisatçılar ve ahlakçılar bu akıl sapıncına karşı çıkacak yerde, çalışmayı kutsallaştırmışlardır. Bu gözü kapalı, bu dar kafalı adamlar, tanrılarından daha bilge olmaya kalkıştılar; bu güçsüz ve zavallı yaratıklar, tanrılarının ilendiği şeyi yeniden saygınlığa kavuşturmak istiyorlar. Ben ki, ne Hıristiyan, ne iktisatçı, ne de ahlakçıyım; onların yargılarını tanrıların yargısına; din, ekonomi ve özgün düşünce konusundaki vaazlarını da, kapitalist toplumdaki çalışmanın korkunç sonuçlarına havale ediyorum.” Çeviren: Vedat Günyol