Hadi buyrun. Gezi arsızı olduk.

Bu seneki Perpignon’ların dadından yenmediği için yazın son demlerinde bir Perpignon patlatalım dedik.

Bir hafta boyunca radyo stüdyomuzu Pirene dağlarının eteklerindeki dev malikanemize kurup program bittikten ve kahvaltılar yapıldıktan sonra arabalarımıza atlayıp tüm Perpignon ve çevresinin tozunu attıracağız. Kırmızı şehir Toulouse’u göreceğiz, ortaçağ kalelerini gezip deniz kenarlarında son yaz demlerinde denize gireceğiz, olmadı evin havuzuna atlarız, Perpignon’un minyatür ve terrrtemiz mini şehirlerinde masal diyarında gezer gibi dolaşıp buradan ev almalıyım duygularına kapılıp emlakçı vitrinlerine bakacağız,  oradan İspanya’ya geçip Dali’nin müzesini gezeceğiz.
Yapacak o kadar çok şey var ki, bazen bir hafta tüm bunları yapmak için bile yetersiz kalabiliyor. Yani yapacak çok şey, gezecek çok yer var.

Artı, yiyecek çok yemek var. Akşam yemelerinde aramızdan eli yemeğe yatkın olanlar yemeği yaparken yemekte emeği geçmemiş olanlar sofra topluyor.

Gelenler bilir; dostluk, birlikte kurulan sofralar, kahkahalar, sohbet, gezdiğimiz yerler; eşine en azından şimdilik rastlanamayacak deneyimler.

Şu aralar biletler de uygun fiyattayken kendinize bir kıyak çekin ve Karavan’ın götürdüğü yere gidin: Perpignon’a!

Nasıl gideceğiz, neler yapacağız, kaç papel vereceğiz, her tür bilgi için [email protected]‘a mail atınız.