Steven Wilson progressive rock için çok önemli bir isim. İngiliz müzisyen kurduğu ve liderliğini yaptığı Porcupine Tree ile milyonları kendisine hayran bırakmış biri. 80’lerin ortasında kurduğu grubu, 20 yıl küsur yıl sürdürdükten 2009 senesindeki The Incident albümüyle beraber son verdi. Bu kararı üzücü de olsa, Steven Wilson kendi üretenkenliği hiçbir şekilde bırakmadı, yan projesi olan No-Man ve solo albümleriyle yoluna devam etti. Ayrıca Aviv Geffen ile 2004’te kurduğu, fakat sonrasında beste katkısını bıraktığı Blackfield‘a, bu yıl çıkan Blackfield V albümünde tekrar katkı yaptığını gördük. Şahsen büyük bir Blackfield hayranı olmama rağmen, ilk iki albüm sonrasında Blackfield‘dan gelen albümlerden tatmin olmadım. Diğer cephelerde de Porcupine Tree sonrasında yaptıkları dinleyicileri tam olarak memnun etmedi. Şimdiyse To The Bone raflarda Steven Wilson‘ın son albümü olarak yerini almak üzere. Ama malum ortamlara düştüğü için öncesinde dinleme fırsatını buldum. Bu yazımda sizlerle To The Bone hakkındaki fikirlerimi paylaşmak istiyorum.

1. To The Bone
2. Nowhere Now
3. Pariah
4. The Same Asylum As Before
5. Refuge
6. Permanating
7. Blank Tapes
8. People Who Eat Darkness
9. Song of I
10. Detonation
11. Song of Unborn

Resmi olarak 18 Ağustos’ta çıkacak albüm 11 şarkıdan oluşmakta. İçerisinde Porcupine Tree seviyesine bazı şarkılarda ulaşabildiği görülüyor. Zaten sound açısından Porcupine Tree sonrasında, progressive rock sınırları içerisinde solo albümlerinde arayışlarda olan müzisyenin To The Bone albümünde bu arayıştan yer yer vazgeçtiği görülüyor. Ayrıca Steven Wilson bir önceki solo albümü olan Hand.Cannot.Erase içerisinde vokal yapmış Ninet Tayeb‘e bu albümde daha fazla vokal bırakmış. Diğer yandan Steven Wilson kendi facebook hesabında beşinci stüdyo albümü olan To The Bone’u kaydederken ilham kaynakları olarak Peter Gabriel‘ın So, Kate Bush‘un Hounds Of Love, Talk Talk‘un Colour Of Spring ve Tears For Fears’ın Seeds Of Love albümleri olduğunu belirtti. Bu albümlerin yıllarına bakıldığında 1976 ile 1986 seneleri arasında çıktıkları gözüküyor. Bu zaman dilimi de Steven Wilson‘ın profesyonel müzik yaşamına başlamadığı ve öğrencilik yıllarında onu etkilemiş albümler olduklarını anlıyoruz. Tabii bu kayıtların üzerinden 30 ile 40 yıl arasında zamanlar geçtikten sonra bunlardan etkilendiğini belirtmesi, bu albümdeki müziği kariyerinin başından beri biraz kafasında olduğunu kanıtlıyor. Ama bu albümlere selam çaktığı yerler haricinde, To The Bone‘un epey Porcupine Tree havasında olduğu bir gerçek. Çünkü Porcupine Tree‘den alıştığımız şarkının tansiyonunu verse kısımlarında zirve çıkarmasının ardından nakarat kısımlarına dalışını görmek mümkün. Tabii To The Bone‘da kasvet de bulunmakta. Zaten çok iyimser bir atmosfer Steven Wilson‘dan beklenemezdi, zira kendisinin doğasına aykırı oldurdu. Şimdi albümü vıcık vıcık etmek için şarkı şarkı içine dalıyorum.

Albümün açılış şarkısı ve çalışmaya ismini vermiş To The Bone, Ninet Tayeb‘in kısa bir konuşmasıyla başlıyor ve ardından Steven Wilson zengin vurmalılar destekli bir şekildeki müzikle vokaline başlıyor. Tansiyon ardından yine yükseliyor ve Ninet Tayeb sesiyle Steven Wilson‘ı destekliyor. Bu şarkıda Steven Wilson nakarat yerine şarkının zirvesini gitar soloyla yapıyor. Bütün bunlar içerisinde Porcupine Tree yıllarının hakimiyeti de bariz mevcut. Hayatta herkesin doğrusunun aynı olmadığının altını çizen sözlere sahip bir şarkı. Bana göre iyi bir parça.

İkinci şarkı Nowhere Now‘deyse, Steven Wilson‘ın Blackfield‘daki mesai arkadaşı Aviv Geffen‘dan da biraz etkilendiğini belirtmeliyim. Açıkçası bu parça, Blackfield‘ın beş albümünden birine koyulsa hiç sırıtmazmış. Çünkü bu şarkılardaki gitarlar ve piyanolar Porcupine Tree‘den daha çok Blackfield‘ı andırıyor. Hatta Nowhere Now, yine bu yıl çıkan Blackfield V albümü içerisinde yer alsaymış, onun kalitesini varlığıyla yukarıya bile taşıyabilirmiş. Çok başarılı bulduğum bu parça, kesinlikle albümün en iyilerinden.

Albümün üçünçü şarkısı Pariah, aynı zamanda To The Bone‘dan yayınlanan ilk single. Vokaller sırasıyla Steven Wilson ve Ninet Tayyeb olarak ilerliyor. Güzel bir şarkı olmasına rağmen hemen arkasından gelen The Same Asylum As Before ile baş etmesi zor. Bu nedenle ilk yayınlanacak single olarak seçilmesini doğru bulmadım. Bu arada klibi You Tube’da mevcut.  Sözlerinde hayata dair bıkkınlık ve dünyadaki sosyal medyanın yoğun kullanımının akıl sağlığına zararlarına dair dokundurma var. Genel olarak iyi bir şarkı olduğu fikrindeyim.

Dördüncü şarkı The Same Asylum As Before‘un beni Porcupine Tree‘nin 1999’da çıkardığı Stupid Dream albümüne götürdüğünü söyleyebilirim. Albümün geneline göre biraz daha sert sayılabilecek sound var. Ama şarkının nakarat yerleri bahsettiğim yükselen tansiyondan sonra pek etkileyici şekilde havayı yumuşatıyor. Hatta nakarat ile verse kısmının arasına şarkının sonlarına doğru yerleştirilmiş basit bir gitar solo, doğru zamanda doğru yerde bulunmanın etkileyiciliğini sergiliyor. The Same Asylum As Before çok net Porcupine Tree seviyesinde. Sözleri insanoğlunun egolarını eleştirmekte. Albümünde yayınlanan ikinci single. Bana göre albümün en iyi şarkısı.

Albümün 5. şarkısı Refuge son yıllardaki mülteci sorununa değiniyor. Zaten şarkılarında politik sözler kullananların, bu dönemde doğal olarak uzak duramadıkları bir konu bu. Sound açısından Steven Wilson‘ın bahsettiklerinden Peter Gabriel‘dan etkilenme mevcut bu parçada. So albümündeki The Red Rain parçası az çok akıllara geliyor. Eğer Peter Gabriel‘ı da seven bir dinleyiciyseniz, Refuge çok beğeneceğiniz bir şarkı olacaktır. Şahsen Peter Gabriel‘ı da çok seven biri olarak, bu şarkıyı çok başarılı buldum. Sözleri de mültecilerin yaşadıkları sefaleti anlatmakta ve iç burkmakta.

Albümün 6. şarkısı Permanating için Steven Wilson‘ın Talk Talk‘un Colour Of Spring albümünden esinlendiği kesin. Vokalini Steven Wilson bile Talk Talk‘a benzetmeye çalışmış. Piyano Steven Wilson şarkılarından beklenmeyecek kadar ritmik ve oynak. Belki de Steven Wilson sound açısından bugüne kadar kaydettiği en iyimser atmosfere sahip şarkı. Zaten sözleri de çok iyimser. Sanırım Steven Wilson, Refuge‘deki karamsar havayı hayatın o kadar da kötü olmadığını ve ümit etmek vazgeçilmemesi gerektine dair öğütleyerek dağıtmak istemiş. Fakat Talk Talk ile Steven Wilson etkileşiminin pek doğru elektriği yakalayabildiğini söyleyemem.

Albümün 7. şarkısı Blank Tapes ise Nowhere Now şarkısı gibi Blackfield havasında. Blackfield albümlerinde muhakkak bulunan akustik tabanlı yavaş şarkılara benzemekte. Biraz geçiş özelliği var ve üzerinde pek durulmaya değmez. Albümün belki de en zayıf şarkısı. Açıkçası Blackfield herhangi bir albümünde bile yer alsaydıkendisinden başarılı olarak söz ettiremezdi.

Albümün 8. şarkısı  People Who Eat Darkness, 2005 yılında çıkan Porcupine Tree’nin Arriving Somewhere But Not Here albümündeki sert şarkıları andırıyor. O albümü çok sevenlerin ıskalamamaları gereken bir şarkı. The Same Asylum As Before gibi albümünün geneline göre sert bir sound var. Albümün en iyileri arasına koymasam bile, güçlü bir şarkı olduğunu söyleyebilirim. Sözleri aynı apartmanda farklı dairelerde oturan yabancıların benzeyen hayatlarını ironik şekilde ele alıyor.

Albümün 9. şarkısı olan Song Of I,  Steve Wilson‘ın esinlendiği isimlerden bana Kate Bush‘u seçmesi çok ilginç bir açıklama gelmiş olsa bile, ondan etkilendiğini kanıtlayan bir parça. Ninet Tayyeb vokalleri bu şarkıda da mevcut. Hatta onu temsili Kate Bush olarak görmüş bile olabilir. Ancak Kate Bush‘un müziğini pek sevmediğim için bu parçanın beni sarmadığını belirtebilirim.  Yer yer Tears For Fears‘ın Seeds Of Love etkileri de olduğu söylenebilir. Sözleri üstü kapalı şekilde alkolizmle alakalı gibi.

Albümün 10. şarkısı Detonation‘ın girişinde Radiohead havaları sezinlenirken,  şarkının patladığı yerler yine Porcupine Tree‘nin Arriving Somewhere But Not Here albümündeki sert şarkılara selam çakmakta. Bu şarkıyı çok başarılı bulmamakla beraber, albümü dinlerken atladığım şarkılarından (Permanating, Blank Tapes ve Song Of I) biri değil. Sabrettiğiniz zaman Detonation, Steven Wilson‘dan bekleneni verebilen bir parça.

Albümün 11. ve son şarkısı  Song Of UnbornPorcupine Tree‘nin ballad şarkıları havasında. En büyük farkıysa, çok baskın bir davul kullanımı. Ancak albümü yumuşak havada kapatmak için laf ola yapılmış bir şarkı kesinlikle değil. Porcupine Tree‘nin 2007 yılında çıkardığı Fear Of A Blank Planet havalarını sezdim. Her geçen gün şehirlere yapılan daha yüksek binaların, kasveti artırdığına dair bir bakış açısını anlatan sözlere sahip.

Sonuç olarak, To The Bone‘un benim bünyemde hayal kırıklığı yaratmadığını belirtmeliyim. Özellikle Porcupine Tree havası taşıyan The Same Asylum As Before ve Song Of Unborn, Blackfield havası taşıyan Nowhere Now ve Peter Gabriel etkisi taşıyan Refuge şarkıları albümü sırtlamakta. Onların dışında Permanating, Blank Tapes ve Song Of I şarkılarının albümün zayıf tarafları oldukları fikrindeyim. Geri kalan 4 şarkıysa kendileri dinleten ve albümün kalitesini aşağıya çekmeyen parçalar.  Yani 4 tane çok iyi şarkı, 4 tane iyi şarkı ve 3 tane vasat şarkı barındıran bir albümün efsanevi Porcupine Tree albümleriyle bir tutulmayacaksa bile, bugüne kadar Steven Wilson‘ın kaydettiği en iyi solo albüm olarak kabul edilebileceğine inanıyorum.