Sürüm 2

Rock dünyasında solo kariyer, genellikle başarısızlıkla anılan bir kavram. Çünkü başarılı gruplardan ayrılan üyelerin, kendi başlarına yaptıkları albümler pek rağbet görmüyorlar. Özellikle kendileri ayrıldıktan sonra grup devam ediyorsa, solo kariyer yapmak isteyen müzisyenin işi daha da zorlaşıyor. Zira grubun fanları haricinde, genel dinleyici kitleyicisi üyelerle ayrı ayrı ilgilenmedikleri için marka değeri olan grup isminin peşinden gidiyorlar. Bu durumda çok iyi solo albümler bile ticari açıdan hüsrana uğruyorlar. Tabii bazen işin şu kısmı da oluşuyor. Solo albümlerde, grubun diğer elemanlarının eksikleri yüzünden eski grubun efsanevi albümlerine kalite anlamda birebir yakalanamayabiliyor. Bu yüzden solo albümün geride kalması, işin adil kısmı oluyor. Ama albüm iyi veya kötü olsun, genel olarak bir göz ardı etme durumu her zaman oluşuyor. Yani aslında solo albümler, kalitelerinin irdelenmesinin yerine direk bir ön yargıyla karşı karşı kalıyorlar. Bu yazıda, bu konu hakkında bazı örnekler vermek istiyorum.

İlk örneğim Pink Floyd’un 70’lerdeki lideri, Dark Side Of The Moon, Wish You Were Here, Animals ve The Wall gibi efsanevi albümleri yaratılmasında başrol oynayan Roger Waters olacak. Roger Waters 80’lerin ortasında grubu dağıtma kararı almıştır. Çünkü kendisine göre grup miadını doldurmuş ve artık eski performansından uzak kalacağını düşünerek, grubun ismini emekliye ayırmak istemiştir. Fakat gruptaki diğer ağır top David Gilmour, grup ismini terk etmek istemez ve yola gerekirse Roger Waters olmadan devam etme kararı alır. Başta kendisi olmadan grubun var olmayacağını düşünen Waters, Gilmour’un bir şekilde Nick Mason ile grubu yürüteceğini görünce ona engel olmaya da çalışmış, ancak başarısız olmuştur. Böylece, 1987 yılında David Gilmour’un solo albümü niteliğinde ama Pink Floyd etiketi taşıyan A Momentary Lapse of Reason çıkar. Aynı yıl Roger Waters, Radio K.A.O.S. adında bir solo albüm yayınlar. Radio K.A.O.S. daha iyi bir albüm olmasına rağmen, Pink Floyd etiketi taşıyan A Momentary Lapse Of Reason listelerde çok daha üst sıralara yerleşir. İki ayrı turnede Pink Floyd, Roger Waters turnesini de gölgede bırakır. Devam eden yıllarda Roger Waters küçümsenmeyecek bir albüm olan Amused To Death’i çıkarır. Ancak eksik tanıtım, solo albüm ön yargısı ve kendisinin kim olduğunun bilinmemesi nedeniyle onun istediği satış rakamlarına albüm ulaşamaz. O albümden iki yıl sonra yayınlanan, Pink Floyd albümü The Division Bell ise milyonlar satar. İşte solo kariyer laneti, Roger Waters’ın kendi albümlerini baltalamıştır.

Bu konuda bir başka örnek ise Supertramp’ten ayrılan Roger Hodgson’ın başına gelir. Grubun Rick Davies ile beraber liderliğini yapan Hodgson, 1983 yılında topluluktan ayrılır. In The Eye of Storm adında Supertramp kalitesinde bir solo albüm yayınlar. Ama albümün gördüğü ilgi oranı devam eden Supertramp albümlerine oranla çok düşük kalır. Supertramp’i devam ettiren Rick Davies, Roger Hodgson’ın gidişinden sonra grubu efsaneleştiren Crime Of Century ve The Breakfast America kalitesinde albümler çıkartmamasına rağmen, grubun aldığı ilgi oldukça tatmin edici olur. Hatta bu durum, Roger Hodgson’ın üretkenliğini de fena halde düşürmüştür.

Bir diğer mağdur müzisyen, Dire Straits’in bütün bestelerini yapan, şarkılarını söyleyen ve muhteşem gitar sololarını atan Mark Knopfler’dır. 90’larda grubun ismini emekliye ayırdıktan sonra Dire Straits günlerine geri dönememiştir. Özellikle 2000 yılında çıkan Sailing To Philedelphia müthiş bir olgunluk albümü olmasına rağmen, konserlerinde dinleyeciler genelde Dire Straits şarkılarını kendisinden çalmasını beklenmiştir. 80’lerde solo kariyer yapacam diye maceraya atılan Mick Jagger da solo kariyer lanetinden ağzının payını alıp, The Rolling Stones ile devam etmeyi tercih etmiştir. Freddie Mercury’nin ölümü sonrasında grubun ikinci adamı Brian May solo kariyerinde kendi sesini duyurmak için epey çabalamış ama pek başarılı olamamıştır.

Bu laneti önlemek için bazı müzisyenler, meşhur gruplardan ayrıldıktan sonra bütün kontrolü ellerinde bulundurdukları bazı gruplar kurmuşlardır. Bunu yaparak biraz solo kariyer yaptıklarını saklayarak, yeni dinleyici kitlesi bulabilmişlerdir. Örneğin Deep Purple’ın ilk vokalistlerinden David Coverdale, gruptan ayrılır ayrılmaz solo kariyeri için “Whitesnake” adında bir grup kurmuştur. Aslında bu grup, kendi solo kariyerini geliştirmek bir projedir. Nitekim grup genel anlamda bir ön yargıya uğramamış ve Whitesnake ismi David Coverdale’in istediği bir kariyer yaratmıştır. Deep Purple’dan ayrılan gitarist Ritchie Blackmore da benzer bir stratejiye başvurmuş ve Rainbow grubunu oluşturmuştur. Sonucunda, Rainbow günleri Ritchie Blackmore’u son derece tatmin etmiştir. Buna benzer örnekler günümüzde de yaşanmaya devam etmektedir.

Tabii “istisnalar kaideleri bozmaz” diye verilebilecek örnekler de mevcuttur. Sting’in solo kariyeri, The Police sonrasında gayet başarılı olmuştur. Çünkü grubun var olduğu dönemde ön plana çıkmayı başarması ve The Police günlerinde grubun kendisinden ibaret olduğuna dair dinleyicileri ikna etmesinin ekmeğini yemiştir. Genesis üyeleri de solo kariyerlerini epey iyi idare etmişlerdir. Peter Gabriel gruptan ayrıldıktan sonra farklı türde müzik yaparak değişik bir dinleyici kitlesi yaratabilmiştir. Ondan sonra grubu devralan Phil Collins, grubun en tanınan yüzü olarak kendini tanıtmayı başarmasının yardımı ve ticari kaygı taşıyan albümleri sayesinde Genesis kitleyicisi yerine daha genel dinleyiciye hitap eden albümler yaparak epey ses getirmeyi başarmıştır.

Sonuç olarak benim diyeceğim, solo albümlere ön yargıyla yaklaşılmaması gerektiğidir. Ciddi anlamda hakkı yenmiş bir sürü solo albüm rock dünyasının içerisinde barınmaktadır. Bazılarında, diğer grup üyelerinin yoklukları albümün kalitesi biraz aşağı çekmiş olabilir. Ama bu durum, her albüm için geçerli değildir. Hatta dağılmış grupların üyelerinden gelen albümler de az çok devam niteliği taşımaktadır. Onun için bir grubu iyi bildiğinizi düşünüyorsanız, grup üyelerinin solo albümlerine eğilmeden tam olarak topluluğa hakim olduğunuz anlamına gelmez. Bu nedenle, göz ardı edilmiş bu ön yargı mağduru albümleri dikkatli dinleyin derim.

Sinan San