2.Dünya Savaşı sonrasında 1947-1991 yılları arasındaki dönem, tarihte soğuk savaş olarak geçmektedir. Bunun nedeni Amerika Birleşik Devletleri’nin ve Sovyetler Birliği’nin nükleer silahlara sahip olması ve bu silahların gölgesinde dünyanın lideri olma konusunda birbirleriyle girdikleri rekabete dayanmaktadır. Nükleer silahlara sahip olmalarından dolayı savaşa girmeleri durumunda nükleer felaket yaşanacağı için aralarında hiçbir zaman savaş çıkmamış, fakat aralarındaki gerilim Soğuk Savaş olarak adlandırılmıştır. Sovyetler Birliği’nin 80’lerin sonunda zayıflaması, buna bağlı olarak 1990’da Berlin Duvarı’nın yıkılışı ve 1991 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla Soğuk Savaş resmen sona ermiştir. Müzik dünyası da Soğuk Savaş ortamına seyircisiz kalmamıştır. Özellikle 8o’li yıllarda Soğuk Savaş ile alakalı çok fazla şarkı yapılmıştır. Zira batı bloğu ve doğu bloğu arasındaki gerilimin en çok 80’lerde artması, buna paralel olarak Soğuk Savaş ile alakalı yazılan parçaların ağırlığının bu yıllarda olmasına sebebiyet vermiştir. Bu şarkılarda çoğunlukla Berlin Duvarı’nın konu edilmesi, nükleer silahlanma ve devlet liderlerine karşı eleştiriler göze çarpmaktadır. Tabii rock müzikte 70’li ve 90’lı yılların, Soğuk Savaş konusunu tamamen ıskalamadıklarını belirtmek isterim. Şimdi Soğuk Savaş şarkılarından bahsetmek istiyorum.

Ele alacağım şarkılara kronolojik olarak bakınca, ilk aklıma gelen David Bowie‘nin 1977 yılında çıkardığı ve bulunduğu albüme ismini vermiş Heroes şarkısıdır. David Bowie‘yi bu şarkıyı yazmaya iten olay, prodüktörü Tony Visconti’nin sevgilisine Berlin Duvarı önünde sarılması olmuştur. David Bowie parçada duvarın yanında olmaları, kendilerine silahlar doğrultulması ve kafalarının üzerinde mermilerin geçmesine rağmen öpüşmeyi başardıklarından bahsetmektedir. Politik açıdansa, duvarın yıkılmasını sağlayanların kahraman olacaklarını üstü kapalı şekilde vurgulamıştır. Ayrıca, 1987 yılında Batı Almanya Parlamentosu’nun önünde verdiği konserindeki Heroes performansı, 1989’da duvarın yıkılmasında rolü olduğu söylenmiştir. Hatta müzisyenin geçen sene ki vefatından sonra, Alman hükümeti duvarın ortadan kaldırılmasındaki rolünden dolayı kendisine teşekkür etmiş ve şarkıdan alıntı yaparak artık kendisinin de kahramalar arasında olduğunu belirtmiştir.

80’li yıllardan kronolojik olarak ilk göze çarpansa, R.E.M. grubunun Radio Free Europe şarkısıdır. Bu parçanın ismi 1951’den beri 12 farklı dilde ve Amerika’nın desteğiyle ayakta durarak Doğu Avrupa’da yayınlanan radyodan gelmektedir. Bu radyonun Sovyetler Birliği’nin çöküşünde önemli rol oynadığı söylenmektedir. Çünkü o dönem doğu bloğunda propaganda yapan birçok yayının aksine, komünizmin iyiye gitmediğine dair bilgiyi ulaştıran yayındır. R.E.M. ise 1980’de Yunanistan’da kurulmuş, 1981 yılında bu radyoyu ele alan ve aynı isimli şarkısını single olarak yayınlamıştır. R.E.M.‘in ilk resmi kaydı olan bu şarkı, daha sonra grubun debut albümü Murmur içerisine yeniden düzenlenerek konmuştur.

Politik şarkılar yazmaya meraklı olan U2 grubunun solisti Bono da Soğuk Savaş’a seyircisiz kalamamış müzisyenlerdendir. 1983 yılında grubun çıkardığı savaş karşıtı War albümünde yer alan Seconds şarkısı, esasında Soğuk Savaş‘ın körüklediği nükleer silahlanmayı hedef alan bir şarkıdır. Bono üzerinden 20 yıl geçtikten sonra da bu şarkının geçerliliğini koruduğunu, çünkü nükleer tehditin devam ettiğini belirtmiştir. Ayrıca grubun gitaristi The Edge, ilk defa Seconds‘ta şarkı söylemiş olması da U2 açısından önemli bir detaydır.

Aynı yıl Men At Work grubunun çıkardığı Cargo albümünde yer alan It’s A Mistake şarkısı da Soğuk Savaş eleştirisidir. Şarkı dünyanın her tarafının askerlerle dolmasından, NATO ülkeleri ve komünist ülkeleri arasında oluşan karşılıklı nükleer tehditi hedef alan bir şarkıdır. Men At Work şarkıda insanların aptal yerine konulmasından şikayet etmekte, halkların düşünme kabiliyeti olmasından dolayı oluşan yanlış ortamın farkında olduklarının altına çizmektedir. Şarkının klibinde de askerlerin çoğunu aptal gibi gösterilerek, sivillerin daha akıllı olduklarını belirtilmiştir.

Yine 1983’te, Pink Floyd‘un The Final Cut albümde yer alan The Fletcher Memorial Home şarkısı Soğuk Savaş karşıtı olarak karşımıza çıkmaktadır. Albüm esasında İngiltere’nin Arjantin’e karşı yaptığı Falkland Savaşı’na karşı eleştiri olarak yazılmıştır. Grubun o dönem ki lideri Roger Waters, zaten savaş karşıtlığıyla tanınan bir müzisyendir. Bundaki en büyük etken, babası Eric Fletcher Waters’ı kendisi 3 aylıkken 2.Dünya Savaşı’nda kaybetmesidir. The Fletcher Memorial Home ise, Soğuk Savaş’ın doğmasına sebep olan İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki dünya liderlerinin tutumlarıyla alakalı kendisinin duyduğu hayal kırıklığı tarif etmektedir.

Elton John ise Soğuk Savaş olayından esinlenmeyi değişik şekilde yapmıştır. 1985 yılında çıkarmış olduğu Ice On Fire albümünde, Nikita adlı bir aşk şarkısı yapmıştır. Bu parçada anlatılan hikayede, Berlin Duvarı’nda görev yapan Nikita isimli sınır görevlisine olan aşkından bahsetmektedir. Aşık olduğu kızla görüşebilmesi için sınırın diğer tarafına geçebilmesi, ama bunu yapamaması yüzünden oluşan ızdırabı ele alan bir şarkıdır. Yani Soğuk Savaş’ın neden olduğu Berlin’deki doğu ve batı ayrımına, politik açıdan bakmak yerine duvarın diğer tarafındaki birine duyduğu aşkın imkansızlığıyla ele almıştır.

1985 yılında Sting, Soğuk Savaş’a karşı eleştirisini müziğine yansıtmıştır. The Police grubunun lideri, topluluğu dağıttıktan sonra ilk çıkardığı solo albüm olan The Dream Of The Blue Turtles‘ta Russians isimli bir şarkı yapmıştır. Russians, genel olarak amerikan ve rus ilişkilerinin gerginliğini ele alan bir şarkıdır. Ronald Reagan ve Nikita Khrushchev, Russians‘ın hedefindeki isimlerdir. Aslında şarkının isminin Russians olması, eleştirilen tarafın burada Sovyetler Birliği olduğunu düşündürebilir. Fakat Sting‘in rus televizyonlarındaki çocuk programlarına verilen emeğe dikkat etmesinin ardından, rusların çocuklarını eğlendirmek için aşırı bir çaba sarf etmelerinden hoşlanmış ve sadece çocuklarına karşı duydukları sevginin nükleer savaşa engel olabilmek için yeterli bir neden olduğunu söylemiştir. Yani şarkının ismini Russians diye adlandırmak, olumlu bir anlam içermektedir. Bu ses getiren şarkıyı Sting ertesi yıl Grammy ödülleri gecesinde çalmış ve bu performansı Grammy Ödülleri gecesinin gelmiş geçmiş en iyileri arasına girmiştir.

İngiliz progressive rock grubu Genesis‘in 1986 yılında çıkarmış olduğu Invisible Touch albümünde yer alan ve grubun en bilindik şarkılarından biri haline gelmiş Land Of Confusion, Soğuk Savaş karşıtı bir şarkıdır. Land Of Confusion‘ın sözleri dünyada oluşan gergin ortamı tarif etmektedir. Şarkıda politikacıların gerilimi tırmandırdıklarından, geleceğin parlak olmamasından, barış ortamından yoksun ve dünyanın sevgisiz hale gelmesinden şikayet edilmektedir. Hatta şarkının klibinde, o dönem Soğuk Savaş gerilimini tırmandıran başkan veya başbakanların kuklalarını yapılmış ve kullanılmıştır. Land Of Confusion, grubun daimi gitaristi olan Mike Rutherford tarafından yazılmıştır. En başta şarkıyı yazdığında, bu parçanın iyi olduğundan emin olamamıştır. Ancak grubun solisti Phil Collins‘in onaylamasından sonra, gerekli düzenlemeler yapılarak en bilindik Soğuk Savaş eleştirilerinden biri olan Land Of Confusion kaydedilmiştir.

Savaş karşıtı Roger Waters direk olarak Soğuk Savaş ile ilgili yazmamış olsa bile, bir şarkıyla daha bu konuda karşımıza çıkmaktadır. Kendisinin Pink Floyd‘dan ayrıldıktan sonra 1987 yılında çıkardığı Radio K.A.O.S albümde yer alan The Tide Is Turning parçası, daha sonra Soğuk Savaş’ın bitişinin kutlamalarından birinde kullanılmıştır. Radio K.A.O.S. aslında savaş karşıtı, nükleer silahlanmayı ve Ronald Reagan’ı soğuk savaş nedeniyle yer yer eleştiren bir çalışmadır. Bu konsept albümün içerisindeki hikayenin sonlarına doğru nükleer savaş çıkar ve herkes ölmektedir. Ancak albüm böyle bitecekken plak şirketi EMI, Roger Waters‘a albümün olumlu bitmesi gerektiğini belirtmesinin ardından oldukça iyimser bir şarkı olan The Tide Is Turning‘i kaydetmiştir. 1990 yılındaysa Berlin Duvarı’nın yıkılışının 1.yıldönümünde, Almanya’nın birleşmesini kutlamak için eskiden tarafsız bölge olan Berlin’deki Potzdamer Platz’da bir sürü müzisyenin kendisine eşlik ettiği The Wall konseri vermiştir. The Wall Live In Berlin olarak adlandırılan bu konserin sonunda The Wall albümünün son şarkısı olan Outside The Wall‘un normalde çalınması gerekirken, Roger Waters değişiklik yaparak The Tide Is Turning‘i bütün misafir müzisyenlerle beraber icra etmiştir. Şarkı çalınırken seyirciyle beraber oluşan atmosfer, televizyondan canlı izleyenlerin de gördüğü gibi Soğuk Savaş’ın bitişinin kutlamasına dönüşen bir havaya bürünmüştür. Bu nedenle The Tide Is Turning, Soğuk Savaş’ın bitişini simgeleyen şarkılardan biri olarak sayılabilir.

1989 yılında amerikalı müzisyen Billy Joel çıkardığı Storm Front albümündeki Leningrad şarkısıyla, Soğuk Savaş eleştirisi ortaya koymuştur. Bu şarkıyı Billy Joel, 1987 yılında kendisinin Sovyetler Birliği’nde turnedeyken tanıştığı rus palyaço Viktor Razinov hakkında yazmıştır. Leningrad parçasında Billy Joel, kendisini rus palyaçoyla karşılaştırarak amerikan kültürü ile rus kültürü arasındaki farklılık ve benzerlikleri tarif etmiştir. Bazı politik olayların rus ve amerikan sivil halklarına olumsuz etkilerin de şiirsel tarifi şarkıda mevcuttur. Sonunda 1987’de turnede tanışıp, çok iyi arkadaş olmalarından esinlenerek bu iki farklı milletin çok iyi anlaşabileceklerini ve çekişmemeleri gerektiğinin altını çizmiştir.

Tabii Soğuk Savaş’ın bitişi denince, müzik dünyasından akla gelen ilk şarkı Scorpions‘ın 1990 yılında çıkardığı Crazy World albümünde yer alan Wind Of Change‘dir. Şarkı 1990 yılındaki albümde yer alamasına rağmen, albümden üçüncü single olarak 1991 yılında yayınlanması ve hemen öncesinde Sovyetler Birliği’nin dağılmış olmasıyla akıllara Soğuk Savaş’ın bitiş şarkısı olarak kazınmasını sağlamıştır. Zaten şarkının sözleri direk olarak Sovyetler Birliği başkenti Moskova’nın gücünü yitirmesi ve doğu ile batı arasındaki Demir Perde’nin kalkmasına işaret etmektedir. Tabii bunun üzerine barış teması ve ortadan kalkan gerilimin sevincini yansıtan sözler de bulunmaktadır. Zaten Scorpions alman grubu olduğu için Almanya’nın 2. Dünya Savaşı sonrasında iki ayrı ülkeye bölünmüş olmasından mağduriyet duyan bir müzik topluluğudur. Bu nedenle Almanya’nın tek ülkeye dönüşmesini sağlayan Soğuk Savaş bitişini kutlama anlamında akla ilk gelecek şarkıyı üretmiş olmaları, pek de tesadüf değildir. Power ballad olarak nitelendirilen Wind Of Change, dünyanın en meşhur şarkılarından biridir. Hatta Almanya’daki gelmiş geçmiş en çok satmış olan single olmuştur.

Soğuk Savaş’ın bitmesinin ardından, şarkılara olan etkisi azalmıştır. Ancak Roger Waters grubu terk ettikten sonra zorunlu olarak Pink Floyd‘un önderine dönüşen David Gilmour da Soğuk Savaş’a değinmiş bir isimdir. 70’lerin sonu ve 80’ler başında grubun söz yazarı Roger Waters‘ın müziğe politikayı fazla karıştırmasından rahatsız olan David Gilmour, yaşı ilerledikçe kendisi de politikleşmeye başlamıştır. Bunun en büyük belirtisi, 1994 yılında çıkan The Division Bell albümünde yer alan A Great Day Of Freedom şarkısıdır. David Gilmour, Berlin Duvarı’nın yıkılmasının sorunların sona erdirmediğinin üzerinde durmuştur. Bu şarkıda alman halkının beklenen ütopik ortama, Almanya’nın birleşmesine rağmen ulaşılamadığının altı çizilmiştir. David Gilmour bu şarkıyla ilgili duvar yıkıldığı zaman Doğu Avrupa’ya hakim olan demokratik olmayan sosyalist sistemin esirliğinden kurtulduğuna dair müthiş bir iyimserliğin olduğunu, fakat şartların fazla değişmediğini çünkü değişimin çok zaman gerektiğini belirten bir demeci de vardır. Yani Pink Floyd‘un gitaristi David Gilmour, normalde kendisinden daha karamsar olan eski grup arkadaşı Roger Waters‘a göre Soğuk Savaş’ın bitişini daha karamsar şekilde değerlendirmiştir.

Devam eden yıllarda Soğuk Savaş’ın bitmesinin üzerinden daha fazla vakit geçmesi ve Dünya’da baş gösteren başka problemlerin ortaya çıkması, müzisyenlerin başka sorunlara konsantre olmalarına neden oldu. Soğuk Savaş’ın bitmesinin üzerinden çeyrek asırdan fazla geçti. Ama gerilimin arttığı dönemlerde müzisyenlerin durumdan duydukları rahatsızlıkları, şarkılarında dile getirmeleri ciddi anlamda Soğuk Savaş’ın müzik dünyasına derin bir etkisi olduğunu göstermektedir.