Rock gruplarında davulcular, müzikteki ritmi temsil ettikleri için son derece önemlidirler. Ancak sadece orkestradaki rolleri dışında, bazı isimler mühim gruplar içerisinde önemli roller de almaktadırlar. Yani bana göre sadece teknikleriyle değil; gruba katkıları hava, önünde çalan müziğin ihtiyacını karşılama ve bu kişilerin bestecilik özellikleriyle de önemli hale gelmektedirler. Şimdi bu kriterler içersindeki, rock tarihindeki önemli bazı bateristlerden bahsetmek istiyorum.

Bu isimlerden ilk bahsedeceğim isim John Bonham. Kendisi Led Zeppelin‘in efsanevi davulcusu olup, varlığı grup için çok önemlidir. Çünkü Jimmy Page‘ın gitarı ve Robert Plant‘in sesine destleyebilecek davulu çalabilmek, başka kimsenin başaramayacağı bir iştir. Bunun en büyük kanıtı, 1980 yılında turnede grubun provası sonrasında aşırı içmesi sonrasında kusmuğunda boğularak ölmesinin ardından, diğer üyeler Led Zeppelin‘i sona erdirme kararı almalarıdır. Çünkü başka kimsenin Led Zeppelin davulunu onun gibi çalamayacağına onlar da hemfikirlerdir. Hatta grup dağıldıktan sonra 1985’te Live Aid konserinde dikkat çekmek için bir araya gelen grup, başka bir davulcuyla tarihinin en kötü performansını sergilemiştir. 2007’de Londra’da grup yıllar sonrasında geldiği reunion konserindeyse, baterinin başına merhum davulcunun oğlu Jason Bonham geçmiştir. Böylece Led Zeppelin’in davul koltuğuna oturacak kişinin, Bonham soyadı taşıması gerektiğini pekiştirilmiştir.

Davulcu deyince ilk akla gelen isimlerinden bir başkası da Phil Collins‘tir. Kendisi Genesis‘te Peter Gabriel‘ın liderliği zamanlarında sadece davulculuk yapan, ama Peter Gabriel‘ın 1975’te gruptan ayrıldıktan sonra dümenine geçen bir isimdir. Müthiş davulculuğunun yanında, gruba yaptığı liderlikle de rock tarihinde önemli bir yer edinmiştir. Genesis‘teki besteleri ve vokalleriyle kendisini dinleyicilere Peter Gabriel sonrasında kabul ettirmiştir. Konserlerde davul çalarken, şarkı da söyleyebilmektedir. Genesis dışında ticari kaygı taşıyan, ama başta So Seriously albümü olmak üzere müzik piyasasında ses getiren bazı başarılı solo albümler de gerçekleştirmiştir. Kendi müziği haricinde birçok önemli isim, iyi bir davulcuyla çalışmak istediklerinde en çok kapısı çalınan kişi de olmuştur. Mesela Eric Clapton kendi albümleri için defalarca Phil Collins‘e başvururken, Robert Plant de ilk 2 solo albümünde davulda onu görmek istemiştir.

Bu konu başlığı içerisinde bahsedeceğim üçüncü isimse Roger Taylor. Davul çalışıyla grubun müziğine çok önemli katkısı olan müzisyen başta Stone Cold Crazy, Sheer Heart Attack, Radio Ga Ga, A Kind Of Magic ve These Are The Days Of Our Lives gibi Queen parçalarının bestecisidir. Freddie Mercury‘nin sesi ve Brian May‘in gitarına davulluyla desteklemek, her bateristin yapabileceği bir iş olmadığını belirtmeliyim. Konserlerde genellikle back vokal görevini de üstlenen Roger Taylor, çok net şekilde orkestranın içerisinde üstüne düşen görevi fazlasıyla yerine getirmiştir. Tuşesini şarkının ruhuna göre gayet iyi ayarlayarak, abartılı ve silik kalmamayı Queen tarihinde başarmıştır. Zira hard rock türüne meraklı olan Brian May, Queen‘i zaman zaman sert şarkılara sürüklemiş ve bu şarkılardaki Roger Taylor‘ın ter döken performansları şapka çıkartacak cinstendir. Bazen kendisi ve Freddie Mercury‘nin önderliğinde gerçekleşen yumuşak şarkılarda, vuruşlarını şarkının önüne geçmeyecek şekilde ayarlaması da dikkat çekicidir.

Şimdi geliyorum Deep Purple grubuna. Uzun bir tarihçesi olmasına rağmen, üyelerinin çok sık değiştiği bu efsanevi toplulukta baştan sona varolan tek isim davulcu Ian Paice‘dir. Yani grubun bütün albümlerinde yer almış tek grup üyesidir. Grup özellikle Ritchie Blackmore ve Steve Morse gibi iki farklı gitaristle ile tarihinde farklı tarzda soundlar yakalarken, bu farklı soundlara Ian Paice her zaman başarıyla ayak uydurmuştur. Günümüzde ilerleyen yaşına rağmen, konserlerdeki performansı izleyicileri şaşırtmaktadır. Grubun aktif olmadığı 1976 ve 1984 yılları arasında, Deep Purple‘dan ayrıldıktan sonra kendi grubunu kuran David Coverdale‘in Whitesnake grubuna 6 yıllığına dahil olmuş ve yine başarılı bir performans sergilemiştir. Ardından Gary Moore ile çalışmaya başlayan Ian Paice, Deep Purple‘ın 1984 yılında tekrar bir araya gelmesiyle beraber koltuğunu kimseye kaptırmadan almıştır. Kısacası Wikipedia’da Deep Purple kadrolarıyla ilgili ayrı bir başlık bile varken, orada baştan sona tek değişmemiş isim olarak rock tarihinin önemli davulcuları arasına girmektedir.

Ian Paice ile benzer bir devamlılık özelliği olan, Pink Floyd‘un bateristi Nick Mason‘dan bahsetmek gerekli. Pink Floyd‘un üye çeşitliliği Deep Purple kadar fazla değildir. Ama grup tarihinde yer almış toplam 5 üyeden sadece Nick Mason, tüm Pink Floyd albümlerinde çalmış kişidir. Grubun ilk lideri Syd Barrett 1968’de ikinci albüm kayıtlarında gruptan ayrılırken, David Gilmour ilk albüm sonrasında gruba dahil olmuştur. Rick Wright ise 1981 yılında The Wall kayıtlarında kendisinden memnun kalınmaması sonucunda ayrılmış ve The Final Cut albümünde yer almamıştır. Bir albüm ıskalayan piyanist, 1987’de gruba tekrar dahil olmuştur. Roger Waters ise 1985’te gruptan ayrılması sonrasında, grubun son dönem albümlerinde yoktur. Ama bütün bunlar olurken, Nick Mason her zaman grupta davulunun başında kalmıştır. Teknik olarak kendisini pek beğenmeyen Nick Mason‘ın esas olayı tuşesidir. Dark Side Of The Moon ,Wish You Were Here, Animals ve The Wall gibi yer yer yumuşak, yer yer sert bölümlere sahip efsanevi albümlerin hepsinde müziğin ihtiyacına cevap verebilmesi çok büyük iştir. Özellikle Dark Side Of The Moon albümündeki Time şarkısının girişindeki davul soloları, rock tarihin en iyi bilinen davul performanslarından biridir.

Rock tarihinde önemli davulcular arasında bu sefer diğerlerine göre daha genç bir isime gidelim. Bu kişi Red Hot Chili Peppers‘ın davulcusu Chad Smith. Kendisi gruba gitarist John Frusciante ile beraber 1988 yılında katılmıştır. İlk 3 albümünde baterist bulma konusunda istikrarı koruyamamış topluluk, en sonunda Chad Smith ile rahata ermiştir. Bir sürü derginin yaptığı anketlerde en iyi davulcular arasında adı geçen baterist, dünyanın en iyi bas gitaristlerinden biri Flea ile beraber grubun müziğinin eşsiz ritimlere kavuşmasını sağlamıştır. Ayrıca gruba sonradan katılmasına rağmen, bestelerde söz sahibi olması da onun müzisyenlik kişiliğini de hafife almamak gerektiğini bize gösterir. Yani Chad Smith önündeki orkestranın ihtiyacını karşılaması dışında, müzisyenlik gömleğiyle de önemli bir bateristir.

Önemli davulculardan bahsederken, daha da genç bir isime değineceğim. Bu kişi Foo Fighters‘ın bugünkü bateristi Taylor Hawkins. Grup birçok insanın bildiği gibi Foo Fighters, Nirvana‘nın davulcusu Dave Grohl tarafından kurulmuştur. Kurt Cobain‘in ölmesi sonrasında kendini yolunu çizen Dave Grohl, gruba liderlik etme anlamında elektro gitar çalmayı tercih etmiştir. Yine de ilk albümlerde bazı davulları çalmış, geri kalan davul işini William Goldsmith ile Franz Stahl‘a yaptırmıştır. Ancak ortaya çıkan kalite grup liderini tam anlamıyla tatmin etmemiştir. Bu yüzden arayışa girmiş ve denediği bateristler arasında Taylor Hawkins‘te karar kılmıştır. 1997’de gruba dahil olan Taylor Hawkins, grubun aradığı kan olduğunu kanıtlamıştır. Kendisi bariz bir şekilde Foo Fighters‘ın ritim duygusunu güçlendirmiştir. Yeri geldiğinde davul çalarken şarkı da söyleyebilmesi, grubun ikinci bir vokal ihtiyacını da karşılamaktadır. Açıkçası Nirvana gibi bir grupta davul çalmış biri varken, ondan daha iyisini çalabiliyor olmak gerçekten çok büyük başarıdır.

En iyi davulcular listesinde birçok kez ıska geçilmiş bir ismin de burada hakkını teslim edelim derim. Bu kişi birçok farklı grupla çalmış, fakat en çok Dream Theater‘ın davulculuğunu yapmış olan Mike Portnoy‘dür. Eşi benzeri olmayan bateri atakları ve davul sololarıyla dikkat edilmesi gereken bir bateristtir. Yeri geldiğinde müthiş davulculuk performansıyla beraber şarkı da söyleyebilmesi, ona duyulan hayranlığı daha fazla arttırmaktadır. Çünkü sergilediği fiziksel performans nefes kesecek bir işken, kendisi bunun üzerine şarkı da söyleyebilmektedir. Kendisi 25 yıl Dream Theater’da çalmış, onun dışında bir sürü proje ve tribute gruplarında da yer almıştır. Özellikle tribute olaylarında bazı şarkıların orijinallerindeki davullardan kendisinin daha iyi çaldığı bile iddia edilmektedir. Ayrıca Mike Portnoy‘ün davul çalış tarzı, çok net şekilde kendisini belli etmektedir Çünkü dinleyiciler onun davul ataklarını duyunca, kendisi ayırt etmeye bile başlamışlardır. Zaten davulda kendine has stili yaratan çok fazla kişi olduğu söylenemez, ama vurmalı konusunda stil sahibi denince ilk akla gelen isim Mike Portnoy olması onun rock tarihindeki en önemli davulculardan biri olduğunu göstermektedir.

Pop ve rock müziğin kurucusu olarak görülen The Beatles, müzik dünyasına yeni bir tarz yaratmıştır. Bu tarz yaratılırken, elbette davulun başındaki isim de önemlidir. Ringo Starr her ne kadar grubun en sessiz elemanı olsa bile, rock davulcularına referans olan bir özellik taşımaktadır. Bu özellik,  bugün rock dünyasında kullanılan ritimleri ilk defa kullananın kendisi olmasıdır. Eğer Ringo Starr başarılı bir davulcu olmasa, The Beatles‘ın aynı başarıyı yakalayabilmesi pek mümkün olmazdı. Aynı zamanda efsane grup üyelerinde hayatta olan iki üyeden biri olması, bugün onun müzik dünyasındaki önemini de artırmaktadır. Davulda his yaratmanın diğer enstrümanlara göre daha zor olmasına rağmen, Ringo Starr davula duyguyu da yüklemekte de başarılı olmuştur.

Bahsedeceğim son davulcuysa, Ringo Starr gibi rock müziğinde davulun temellerini atan ikinci baterist olan Charlie Watts. The Rolling Stones‘un daimi üyesi olan Charlie Watts, grubun 50 yıllık tarihinde değişik şekillere evrillenen şarkılarına ayak uyduruşu ve Ringo Starr gibi kendisinden sonra gelen rock davulcularına referans olması nedeniyle önemli bir davulcudur. İşin enteresan tarafı aslen kendisinin caz orkestrası vardır. Yani ritimleri çok farklı olan bu iki müzik türünü gayet mükemmel şekilde çalması çok takdir edilesi bir özelliktir. Gruptakilere göre yaşı daha ileri olan ve The Rolling Stones‘a katılmadan önce belli bir kariyer bile edinmiş olması, diğer üyelerin onu topluluğa dahil etmeğe çekinmelerine sebep olmuştur. Fakat kendisi gruba katılmak isteyince, özellike Keith Richards sevincini gizleyememiştir. Gelmiş geçmiş en uzun varolmuş grubun değişmez bateristi de olmak, kendisini efsanevi bir karaktere dönüştürmektedir. Onu takip eden jenerasyonlara miras niteliğinde bıraktığı ritimleri de düşününce, kendisini rock tarihinin önemli davulcularından biri olduğunu söyleyebiliriz.

Sonuç olarak, rock tarihinde birçok önemli davulcu bulunmaktadır. Ben bugün listeyi biraz butik tutarak, önemli grupları başarıya götüren yolda müziğin ihtiyacını karşılayan veya grubun ihtiyacı olan ritmi sağlayan veya besteleriyle gruplarına önemli katkılarda bulunan önemli bateristlerden bahsettim. Yoksa teknik anlamda çok iyi, fakat bulundukları grupları veya kendi kariyerlerini çok önemli noktalara taşıyamamış isimlerden söz etmeye başlasaydık, çok daha fazla davulcuyu yazmak gerekirdi.