Rock müziği İngiltere çıkışlı olduğu gibi futbol da aynı ülkeden çıkışlı. Bizim severek dinlediğimiz birçok müzisyenin hayatlarında da futbol çok önemli yer tutmakta. Futbol takımları stadyumlarda maç yaparlarken, müzisyenler de buraları konser alanı olarak kullanmaktalar. Zaman zaman yazdıkları şarkı sözlerinde futbolun etkisi de bulunmakta. Ancak takımların dinleyicileriyle uyuşmaması ihtimaline karşın, futbol sevdalarını birçoğu ön plana çıkarmamaktalar. Bugün yazıda, destekledikleri takımı gizlemeyen ve tutkulu futbol taraftarı olan müzisyenlere biraz değinmek istiyorum.

İskoç müzisyen Rod Stewart, belki rock müzisyenleri arasındaki en fanatik futbol taraftarıdır. Müzik hayatına başlamadan önce Celtic takımında kalecilik yapan ve burnunun kırılmasından sonra futbolu bırakan müzisyen, Celtic’i takip etmekten hiçbir zaman vazgeçmemiştir. Hatta bir keresinde, Celtic -Barcelona maçında takımının kaybetmesi sonucunda göz yaşlarını tutamamasını kameralar yakalamıştır. Rod Stewart‘ın You’re In My Heart şarkısı sevgiliye yazılmış olsa bile, içerisine iki favori takımları Celtic, United (Manchester United) isimlerini de geçirerek fanatik bir taraftar olduğunu dinleyicilerine göstermiştir. Fakat konserlerde bu şarkıyı çalarken, genelde ekrana Celtic’in gol sonrası sevinç görüntülerini kullanmıştır. Hatta bu tutumu hayranları arasındaki Glasgow Rangers taraftarlarını fena halde kızdırmıştır. Turnelerde olmadığı zamanlardaysa, kendisini yeşil beyaz renklerle sıklıkla Celtic tribünlerinde görmek mümkündür.

Futbol ingiliz rock gruplarında Pink Floyd‘un içine işlemiş bir konu. Zira grubun 70’lerdeki lideri Roger Waters fanatik bir Arsenal taraftarı olmasının, albümlere bile etkisi olmuştur. Dark Side Of The Moon kayıtlarında ses mühendisi olarak tutulmuş Alan Parsons, albüme en iyi katkıyı Roger Waters‘ın Arsenal maçlarını izlemek için kayıtları durdurması ve bu sayede Abbey Road’da yalnız kalarak işine karışılmamasıyla yaptığını söylemiştir. Ayrıca, bu albümdeki Money şarkısındaki  “Four-star caviar daydream / Think I’ll buy me a football team” sözleri, ingiliz takımlarının o dönem yabancı şirketler tarafından yavaş yavaş satın alınmasının başlamasından etkilenmiş bir sözdür. Diğer yandan Roger Waters grup içerisinde birçok konuda David Gilmour ile anlaşamazken, gitaristin de Arsenal taraftarı olması sayesinde futbol anlaştıkları ender konulardan biri olmuştur. Ben 2011 yılında onun Manchester’da The Wall konserine gittiğimde o yıl Manchester United Premier League, Manchester Cities ise kupa şampiyonu olmuştu. Roger Waters da durumdan rahatsızlığını konser sonunda “hey Manchester you burned my heart deeply, because you got the champions” sözlerini sarf etmiş ve bütün konser alanının taptığı Roger Waters yuhalanmaya başlamıştı. Tabii sonra gülerek “ok,ok we entered to a dangerous territory, we’re just a band” deyip konuyu The Wall‘a çevirince alkışları tekrar toplamıştı.

Konuya Arsenal’den devam edersek, daha bir sürü meşhur isimle karşılaşabiliriz. Çünkü Arsenal destekçisi müzisyenlerin, bu tutkularını pek gizlemedikleri görülmektedir. Mesela yine eskilerden olan Mick Jagger da kulübün en bilindik taraftarlarından biridir. Amerika’da yaşayan solist, Londra’ya geldiği zamanlarda Arsenal atkısıyla tribünlerde kameralar tarafından defalarca gösterilmiştir. Ayrıca, İngiltere Milli Takımı’nın katıldığı dünya kupaları ve avrupa kupalarındaki maçların tribünlerinde de kendisine rastalamak sıkça mümkündür.

Meşhur Arsenal taraftarları denince akıllara gelen bir diğer isimse, yukarıdaki iki müzisyene göre yaşı epey daha genç olan Dido‘dur. Kuzey Londra’da doğup büyüyen Dido da önemli bir Arsenal taraftarıdır. Tribünlerde sıklıkla taraftarların kendisini görüp, beraber fotoğraf çektirdikleri bir isimdir. Babasının üç yaşından itibaren onu Arsenal maçlarına götürdüğünü ve büyürken ailesinde Arsenal’in dini bir değer niteliğinde olduğunu belirtmiştir. Küçüklüğünde sıklıkla futbol oynadığını ve o yaşlarda en büyük hayallerinden birinin müzisyen olmak yerine Arsenal’in kadın futbol takımında yer almak olduğunu söylemiştir.

The Beatles, futbolu kariyerine dahil etmiş bir gruptur. Zira Liverpool şehri, takımı ve The Beatles ile çok övünmektedir. Ama futbol takımının da The Beatles‘a olan etkisi yok sayılamaz. Çünkü 1967’de çıkan efsanevi albümleri Sgt. Pepper’s Lonely Hearts Club Band‘in kapağındaki kalabalığın içerisinde yer alanlardan biri, o dönem Liverpool takımının kızıl saçlı forveti Albert Stubbins’tir. İşin ilginç tarafı grubun hiçbir üyesi günlük yaşamlarında futbolla çok ilgilenmeyen kişiler olsalar bile, Liverpool şehrinden çıkmaları onlara en önemli albümlerinin kapaklarında takımın futbolcularından birini kullandırmıştır. Ama grubun üyesi Paul Mccartney‘in Liverpool takımının ezeli rakibi ve şehrin diğer takımı Everton tribünlerinde taraftarların gözüne çarpmaktadır.

Liverpool takımının çok bilindik destekçisi, bir başka çok meşhur müzisyen Chris De Burgh‘dur. İşin ilginç tarafı kendisi aslında İrlandalıdır, ama futboldaki tercihini bir zamanlar İrlanda’dan çok fazla göç almış şehrin takımından yana kullanmıştır. Anfield tribünlerinde sıklıkla oğluya göze çarpan müzisyen, Merseyside ekibinin sıkı bir taraftarıdır. Kızını takımın televizyonuna sunucu yaptırmıştır. Kulübe ciddi rakamda para yatırmayı bir ara niyetlenmiş, ancak muhasebecisinin bu duruma karşı çıkması yüzünden bu yatırımın daha ufağını yaparak kulüpten 100 tane hisse senedi almıştır.

Chris De Burgh‘un muhasebecisinin engel konudaysa, Elton John kimseyi dinlemeyerek taraftarı olduğu Watford takımını1976 yılında 39.yaş gününde satın almıştır. İngiltere’nin en zenginleri arasında yer alan müzisyen, küçüklüğünden beri desteklediği kulübe sahip olmayı tercih etmiştir. 1987’e kadar sahip olduğu kulübü, 1987’de Jack Petchey diye birine satmıştır. Fakat kulübün başkanı olarak kalmaya da devam etmiştir. Ancak rahat duramamış ve 1997’de ondan kulübü tekrar satın almıştır. Hayatındaki 2-3 konseri de kulübe para toplama amaçlı vermiştir. Ancak Elton John Watford kulübünde, Roman Abramoviç’in Chelsea takımını boyut atlatma etkisine benzer bir etkiyi sağlayamamıştır. Kendisi her ne kadar İngiltere’nin en zengin kişilerinden biri bile olsa, tabii petrol zengini olmak başka bir olay.

Manchester United’ın da bazı belli başlı önemli müzisyen taraftarları vardır. Bunlardan ilk akla gelen isim, Simply Red grubunun lideri Mick Hucknall‘dir. 90’ların sonunda heveslenip kulübü Amerikalı şirketten satın almaya bile niyetlenmiş, ancak başaramamıştır. Gruba verdiği Simply Red ismi herkes tarafından saçının renginin kızıl olmasıyla özdeşleştirilmektedir. Fakat başka bir rivayet, Manchester United’ın lakabının kırmızı şeytanlar olmasının grubun ismini belirlemekte etkin olduğu söylenmektedir. 70’lerden beri tribünlerde yerini alan müzisyenin, tribünde fanatik tavırlar sergilemesi de gözlerden kaçmamaktadır. Ayrıca, Manchester United’ı tam 27 yıl çalıştırarak Sir ünvanı elde etmiş emekli teknik direktör Alex Ferguson ile dostluğu da bulunmaktadır. Mick Hucknall‘in Manchester şehri ve Manchester United takıma olan fanatikliğiyse, Liverpool’da büyük antipati duyulmaktadır. Ama buna rağmen, Simply Red zaman zaman Liverpool’da başarılı konserler vermektedir.

Manchester United’ın bir diğer önemli meşhur müzisyen olan taraftarıDuran Duran‘ın solisti ve lideri Simon Le Bon‘dur. Kendisi Manchester United‘ın kulüp sitelerinde sık sık verdiği röportajlarla gözükmektedir. 2004 yılında takımın antremanına gidip, Alex Ferguson ile tanışarak da mest olmuştur. Kendisine Duran Duran‘a bir futbolcu dahil etmek isteseydiniz kim olurdu sorusuna da hiç düşünmeden kırmızı şeytanların en uzun formasını giymiş olan Ryan Giggs cevabını vermiştir. Kulübün ödül gecelerine genellikle davet edilen müzisyen, bu davetlere elinden gelebildiğince katılmaktadır.

Manchester’dan çıkmış olan ve şehrin sembollerinden biri haline gelmiş Oasis grubu da futbolla iç içe bir topluluktur. Çünkü grubun liderleri ve kardeş olan, Noel Gallagher ile Liam Gallagher koyu Manchester City taraftarlarıdır. İkili birçok müzikal konuda anlaşmazlığa düşerlerken, futbol konusunda frekansları tutmaktadır. Noel Gallagher konu futbol olunca, Manchester United taraftarlarını kızdıracak demeçler vermekten bile çekinmemektedir. Oasis‘in kardeş üyeleri, Manchester City tribünlerinde neredeyse sembol isimler hallerine gelmişlerdir. Zaman zaman plak veya cd yerine hayranlardan imzalamaları için Manchester City formaları bile gelmektedir.

Newcastle United takımının en meşhur taraftarlarından biriyse Dire Straits‘in lideri Mark Knopfler‘dır.  Hatta Newcastle United maçlarından önce stadyumlarda çalan Dire Straits‘in Going Home (Theme for Local Hero) şarkısı aslında soundtrack iken, fanatik taraftar Mark Knopfler bu parçayı kulübün kullanabilmesi için hediye etmiştir. Aslında şarkı filmde Amerikalı bir petrol şirketinin çalışanlarından birini İskoçya’ya bütün kasabayı satın alması için yollaması üzerineyken, Newcastle United stadyumunda futbolcuların sahaya çıkışını simgeleyen bir şarkı olarak kullanılmıştır. İngiltere’de Liverpool taraftarının tribünlerde söylediği You’ll Never Walk Alone şarkısıyla beraber futbolla en özdeşleşmiş şarkıya dönüşmüştür. Kulüp 10 yıl öncesinde bu şarkıyı kullanmaktan bir ara vazgeçse bile, yöneticiler bu kararından sonra dönmüşlerdir. Mark Knopfler da bu şarkıyı konserlerinde düzenli çalmaya devam etmiştir.

Aslında, futbol meraklısı müzisyenlerin sayısı çok daha fazla. Ancak birçoğu hayranlarının antipatisini kazanmamak adına bu tutkularını gizlemekteler. Bu yazıda, tuttuğu takımları gizlemekten çekinmeyen müzisyenleri gösterdik. Belki bu isimlerin hangi takımları desteklediklerini kafaya yazarsanız, bizim futbol takımlarımızın avrupa kupalarında ingiliz kulüpleriyle yaptıkları maçlar esnasında aynı maçı izleyen müzisyenlerin hangilerinin oldukları konusunda sağlam bir fikir yürütebilirsiniz.