MTV, 80’li yıllara girildiğinde müzik dünyasında büyük değişikliklere neden oldu. Bu müzik kanalı video klip denilen olayı başlatarak grup veya müzisyenlerin kaydettikleri parçalara nasıl klipler çekecekleri hakkında epey kafa yormalarına yol açtı. Hatta zaman zaman bu video kliplerin, şarkıların önlerine bile geçtikleri görülüyordu. 90’lı yıllara gelindiğindeyse, MTV’nin 80’li yılların sonunda başlattığı Unplugged konserleri müzik dünyasında derin bir etki yarattı. İşin mantığı, hiçbir elektrikli müzik aleti kullanılmadan yapılan müziğin konser şeklinde MTV tarafından düzenlenmesiydi. Şimdi bu yazıda Unplugged konserleri arasında en başarılılarına değinmek istiyorum.

Unplugged konserlerine ilk defa büyük dikkat çeken isim 1992’deki unutulmaz performansıyla Eric Clapton olmuştu. Aynı yıl çıkarmış olduğu, gökdelenden düşerek ölen 5 yaşındaki oğlu Conor için yazdığı Tears In Heaven ortalığı sarsarken, bu şarkıyı da çaldığı Unplugged konseri de büyük ses getirmişti. Şarkı listesinde Eric Clapton‘ın solo albümü Journeyman‘den bazı parçalara ve kendi sevdiği blues şarkılarına bir hayli ağırlık verdiği görülüyordu. Ama bunların dışında orijinali sert bir rock şarkısı olan Layla‘nın Unplugged versiyonu, albümün dikkat çekmesinde büyük bir rol oynamıştı. Hatta Layla denildiği zaman bugün Unplugged versiyonu da en az orijinali kadar bilinmektedir. Konserdeki Eric Clapton‘ın akustik gitardaki performansı bütün müzikseverleri büyüledi. Albüm Grammy’de tam 3 ödül kazandı. Bu konser çok net şekilde Unplugged furyasının başlangıcıydı.

Eric Clapton‘ın başarısı, akranı olan bir sürü müzisyenin Unplugged iştahını kabarttı. Bunun arkasından kalite anlamında sık sık Eric Clapton‘ınkiyle karşılaştırılan, Neil Young‘ın Unplugged konseri geldi. 1993 yılında gerçekleştirilen konserde, Neil Young kariyerinin başından itibaren öne çıkmış şarkıları seslendirdi. Piyanonun başında seslendirdiği, çok farklı bir karaktere bürünmüş Like A Hurricane en çok dikkat çeken performanstı. Ayrıca bu konserde Neil Young‘ın akustik gitarla çaldığı şarkılara diğer yandan mızıkayla eşliği de çok başarılıydı. Bu konserde müzisyen 1992’de çıkardığı başarılı stüdyo albümü Harvest Moon‘un önemli şarkılarını da çalmayı ihmal etmemişti. Sanırım MTV’nin de müzisyenlere güncel şarkılardan da çalmaları için bir talebi de vardı.

Üçüncü bahsedeceğim Unplugged performansı ise aslında çok hüzünlü bir yere sahip. Kasım 1993’te Nirvana Unplugged In New York adı altında performansını gerçekleştirdi. Canlı yayınlandığında çektiği ilginin çok daha fazlasını, piyasaya video ve albüm olarak çıktığı Kasım 1994’te aldı. Çünkü topluluğun solisti ve lideri Kurt Cobain 5 Nisan 1994’te evde tüfeğiyle intihar etmişti. Müzisyen hayatının son dönemlerinde uyuşturucuyla başı dertte olup, depresyona girmiş ve zor zamanlar geçirmekteydi. Aşırı paranın, şöhretin, yarattığı imajın oluşturduğu baskıyla baş etmekte de çok zorlanmasının sonucunda kendi hayatına son vermişti. Konser 1994 yılının kasım ayında MTV’de yayınlandığında, Kurt Cobain‘in çizdiği profil izleyenleri şok etmiş, ancak intihar etmesine olan şaşkınlığı azaltmıştı. Zira konser görüntülerinde fırtına öncesi sessizlik niteliğinde bir hali vardı. Sanki Kurt Cobain‘in intihar etmeden önce son mektubunu okuyormuş gibi teatral davranışları söz konusuydu. Bu konser albümünün müzikseverler açısından miras olarak nitelendirilmesi de değerini artıran bir unsurdu. Sound olarak sert şarkıları olan ve distortion düğmesini çok sık kullanan grubun, o düğmeyi kullanmadığı ve şarkılarını akustik yapıya çevirdiği yorumlar da büyük beğeni toplamıştı. Konserde grubun David Bowie‘nin The Man Who Sold The World‘u yorumlaması da büyük sürprizdi.

Aynı yıl Rod Stewart‘ın Unplugged konseri de büyük ilgi görmüştü. Zaten dünyada albümleri en çok satan isimler arasında olan İskoç müzisyenin yaptığı bu iş, doğal olarak büyük ilgi çekmişti. Genelde Unplugged konserini veren müzisyenler oturarak ellerinde gitarı eksik etmezlerken, Rod Stewart konserinin çoğunu sadece vokal yaparak geçirmesi ve sık sık ayağa kalkarak hareketli olması izleyicilere değişik gelmişti. Aslında albümün adı Rod Stewart Unplugged … and Seated şeklindeydi, ama kendisinin konserde pek fazla oturduğu görülmemişti. Yaptığı müziğin tarzının Unplugged şekline oldukça uygun olması, konserin kalitesini şüphesiz arttırdı. Canlı izleyenlerin de coşkulu bir katılımı söz konusuydu. Performanstan Maggie May, Tonight’s The Night ve Stay With Me şarkıları en öne çıkanlar oldu. Ayrıca kendisine eşlik eden Ronnie Wood‘un gitardaki performansı da bu konserde çok beğenildi.

1996 yılındaysa, müziği fazla elektronik sayılabilecek 80’lerin başarılı grubu Duran Duran‘ın Unplugged konseri ilgi çekmeyi başardı. Grup ön hazırlığını, 1993 yılında Amerika’da stüdyoda şarkıların bazılarının akustik versiyonlarını kaydederek yapmıştı. Hatta Unplugged fikrine de bu stüdyo seanslarında ısınmışlardı. Konserde grubun solisti Simon Le Bon‘un performansı şapka çıkarttırırken, grup orijinali az synthesizer içeren şarkılar arasında yaptığı seçimleri akustik anlamda çok başarılı icra etti. Özellikle 1993’te çıkardıkları The Wedding Album‘ün hit şarkıları Ordinary World ve Come Undone en çok beğenilenler oldu. Akustik ve bas gitarın normal Duran Duran konserlerinden bile daha fazla öne çıktığı bir performanstı.

Aynı yıl Amerikalı Alice In Chains grubunun da Unplugged performansı, müzik dünyasında epey dikkat çekmiş bir olaydı. Nasıl Nirvana‘nın en iyi performanslarında biri Unplugged diye anılıyorsa, aynı durum Alice In Chains için de geçerli oldu. Ayrıca bir şekilde Alice In Chains‘ten önceleri pek haz etmeyen bir sürü dinleyiciye de bu konser albümü kendisini sevdirdi. Layne Stanley‘nin kafasının pek yerinde olmayışı, diğer grup üyelerini konser sırasında tedirgin etmişse bile performansa bir zarar vermedi. Bu konser aynı zamanda grunge müzik akımı açısından önemli bir yere sahipti. Çünkü bu akım içerisinden ilk Unplugged denemesiydi ve ardından Unplugged yapmayı deneyen grunge grupları da Alice In Chains‘in performansını kesinlikle aşamadılar.

Unplugged konserlerinden son olarak bahsedeceğim, 80’li yılların enerjik müzisyeni Bryan Adams‘ın 1997’de sunduğu performanstı. Müziğinin normal şartlarda Unplugged olayına pek uygun olmadığını düşünebilecekken, Kanadalı müzisyen şarkılarını Unplugged için yaptığı düzenlemelerle uygun hale getirerek gelmiş geçmiş en başarılı Unplugged albümlerinden birine imza attı. Hatta konserde daha sonra best of albümlerine de girecek olan Back To You şarkısını ilk defa çaldı. Single olarak yayınlanan bu şarkı da ticari olarak albümün haricinde büyük ilgi çekti. Onun dışında 80’lerdeki hit şarkıları arasından Heaven da çok sevildi. Konserde Bryan Adams’ın, vatandaşı Neil Young gibi o zaman ki en güncel albümünden şarkılara da epey yer verdiği görüldü. Yani 18 Till I Die albümü bu konserde çok ön plana çıktı. Kariyerinin devam eden yıllarında müzisyenin bu albüme verdiği önemin azaldığı görülürken, Unplugged konseri o albümün hakkını teslim eden bir durak gibi oldu.

Devam eden yıllarda bana göre Unplugged olayının kalitesi düştü. Çünkü 2000’li yıllara gelindiğinde bence Unplugged defalarca denenmesinin ardından özelliğini yitirmiş, artık 90’lı yıllardaki performanslardan sonra dinleyiciyi şaşırtacak pek bir alan da bırakmamıştı. Üstüne üstlük MTV’nin seçicilik yerine mümkün olduğunca fazla farklı isme Unplugged yaptırması olayı aşırı ticaretleştirdi ve tüketti. Sonucunda müzikseverlerin ilgisi de Unplugged olayına karşı azaldı. Zaten MTV olayı tadında bırakmalıydı. Günümüzde Unplugged devam ettiriliyor, ancak artık müzikseverlerin heyecanla beklediği bir müzikal zevk olmaktan çıktı.

 

Sinan San