Rock müziğinde vokal deyince yer etmiş belli başlı isimler vardır. Bu solistler sesleri artık marka değerine dönmüş solistlerdir. Bazılarının yüksek oktavlı, bazılarının hiç değişmemiş, bazılarınında çatallı, bazılarının kadife, bazılarının da hüzünlü diyebileceğimiz değişik özellikleri nedeniyle vokalist olarak en iyiler arasına girmektelerdir.

Bu isimlerden ilk bahsedeceğim isim, Mick Jagger olacak. Kendisi 1962’teki grubun kuruluşundan beri beri The Rolling Stones‘un değişmez solistidir ve 50 yıl geçmesine rağmen gençlik yıllarındaki gibi aynen şarkıları söyleyebilmektedir. Bazı solistlerin sesleri yıllar geçtikçe kalınlaşmakta ve sahneye ilerlemiş yaşlarda çıktıklarında, eski parçalarını gençlik yıllarındaki gibi söyleyemeyebilirler. Hatta bu nedenle bazen arkalarındaki gruplar, şarkıların tonunu bile değiştirirler. Ancak Mick Jagger, Paint It Black, Satisfaction, As Tears Go By gibi şarkıları 60’lı yıllardan hiç fark etmeyecek şekilde söyleyebilmektedir. Gençlik yıllarıyla, olgunluk yılları arasında sesinde nüans farkı bile yakalamak çok zordur. Çok net şekilde, kendisinin sesi The Rolling Stones için marka değerine dönüşmüştür. Bu nedenle, bazen solo kariyerinde yaptığı şarkıların da The Rolling Stones‘a ait sananlar olmaktadır.

İlk günkü bir şarkıları aynen söyleyebilme bilme başarısına sahip bir başka isim, Aerosmith‘in solisti Steven Tyler‘dır. 1970’den beri grubun değişmeyen vokalisti, en eski şarkıları bile en ufak ses değişikliğine uğramadan söyleyenlerden birisidir. 1973’te çıkan Dream On ve 1998’te çıkan I Don’t Want To Miss A Thing şarkılarındaki vokallerin arasında en ufak fark yakalamak mümkün değildir. Hatta grubun başarılı olmasında sesinin grubun müziğinin bile zaman zaman önüne geçmesinin tartışma konusu olabilmesi, kendisinin en iyi erkek vokallerden biri olduğunun kanıtıdır.

Değişmemiş ses konusunda bir başka müzisyense Sting‘dir.  Gerçek isimi Gordon Matthew Thomas Sumner olan müzisyen, kariyerine The Police grubuyla başlamıştır. 1977 ile 1984 yılları arasında kendisinin liderliğinde The Police başarılı şarkılara imza atmıştır. Hiçbir şekilde vokalleri paylaşmayıp, bütün şarkıları kendileri söylemiştir. Grupta etkiliyeci bir gitar performansından da fazla bahsedilemezken, teknik olarak çok uç noktalarda olmayan Sting‘in vokali ün kazanmıştır. 1985’te solo kariyere başlayan sanatçı, başarılı albümler yapmaya devam etmiştir. Fakat yıllar geçse bile, sahneye çıktığında sesindeki hiç değişiklik olmaması dikkat çekicidir. The Police 2007’de tekrar bir araya gelmiş ve turne gerçekleştirdiğinde, Sting 70 ve 80’lerdekini vokal performansını birebir sergilemiştir. Kendisinin değişmemiş sesi, onu en iyi erkek rock vokalistleri arasına sokmaktadır.

En iyi rock vokalistlerinden bahsederken, yüksek oktavlı seslere de biraz dönelim. Bu özelliğe sahip vokalistlerden, Freddie Mercury olmazsa olmazlardandır. Rock tarihinin en yüksek oktavlı seslerinden birine sahip olan vokalist, kariyerine başlarken “I don’t want be a rock star, I want to be a legend” demiştir. Efsane olmasındaki en büyük rol de sesindedir. Queen‘in gelmiş geçmiş en başarılı gruplarından biri olmasında, kendisinin eşsiz vokalinin payı çok büyüktür. 1991’de öldükten sonra, grubun şarkılarını da kimse bir daha onun gibi söylemememiştir. Elton John ondan bahsederken, kendisinin her gün saatlerce piyano-vokal çalıştığını çünkü piyano çalarken sesini kontrol edebilmek için antremanlı olması gerektiğini ve Freddie Mercury’nin piyano çalarken sesini kontrol edebilme gibi bir sorunu olmadığından söz etmiştir.

Led Zeppelin de en iyi vokaller denince akla gelen bir gruptur. Zira Robert Plant rock tarihinin en önemli solistlerinden biridir. Jimmy Page‘in gitar sololarına sesiyle karşılık verebilmesi, grubun başarısında büyük rol oynamıştır. Led Zeppelin denince akla Jimmy Page‘in gitarıyla Robert Plant‘in sesinin gelmesi, vokalistin çok önemli biri olduğunu göstermektedir. Çünkü Jimmy Page gibi bir gitarcının yanında, vokalinden söz ettirebilmek kolay iş değildir. Bir başka bakış açısıyla, böyle bir gitarın ancak Robert Plant gibi sesle düet yapabilmesi söz konusudur.

Led Zeppelin‘deki müzikal ilişkinin bir benzerinden, Guns N’ Roses grubunda bahsedebiliriz. Slash‘in gitarıyla flört eden Axl Rose‘un sesi, en iyi erkek rock vokalistleri arasına kendisini sokmaktadır. Grubun yükünü beste anlamında genelde çekmiş bu ikili, müzikal anlamda da çok öndedirler. Axl Rose ses yapısı olarak Robert Plant ve Freddie Mercury‘e benzetilebilir. Ama attığı çığlıklar ve gürültünün içinde sesinin belirtmesiyle bana göre Robert Plant‘e daha yakındır. Ama bu benzerlik sesinin kendisine özgü olduğunu inkar etmez. Yeri geldiğinde Slash olmadan, solo konserlerini müthiş sesiyle idare etmeyi bile başarabilmiştir.

Deep Purple da yüksek oktavlı sesler denince akla gelen gruplardan biridir. Grup tarihinde birden fazla solisti barındırmış toplulukta, bu konuda en öne çıkan isim Ian Gillian olmuştur. Gruba 1969’da dahil olmuş, ama 1973’te ayrılmıştır. 1984’te tekrar topluluğa dahil olurken, 1989 yılında Deep Purple’dan çıkarılmış. Fakat 1992’de bir daha ayrılmamak üzere Deep Purple solisti olmuştur. Zaten Deep Purple dinleyici kitlesi tarafından da grubun en sevilmiş solisttir. Birçok müzisyenin sesi yaşlandıkça etkisini yitirir. Fakat Ian Gillian yaşlandıkça daha iyi bir sese sahip olmaya başarmıştır. Yani yılların sesinde biraz şarap etkisi yaptığından söylenebilir. Tabii yüksek oktavlara çıkma konusunda ufak tefek sıkıntıları ilerleyen yaşlarda olmuştur. Black Sabbath‘ta 80’lerde Ronnie James Dio‘dan boşalan vokalistlik koltuğuna da 2 albümlük oturan Ian Gillian, rock tarihinde iki çok ünlü gruba vokalistlik etmiş ender kişilerden biridir.

Deep Purple demişken, grup tarihinde yer alan David Coverdale de solist olarak en iyi erkek vokalistler arasına girmektedir. Ian Gillian‘ın ayrılmasının ardından onun yokluğunu doldurabilmiş olmak büyük başarıdır. Ian Gillian kadar yüksek oktavlara çıkmaya meraklı olmayan bir tarzı vardır. Ancak dumanlı sesi Deep Purple‘a değişik bir hava katmıştır. 1977’de gruptan ayrılmış ve solo kariyere başlamıştır. Solo kariyer yaptığını gizlemek için arkasında çalan grup ve kendisini Whitesnake  ismi altında birleştirmiştir. Besteleri ve sesiyle, rock dünyasında grup önemli bir yer edinmiştir.

Sesi isminden daha meşhur olan vokalist olan Steve Perry bu listeye girmektedir. Tarihinde Deep Purple gibi birden fazla solist geçiren Journey, en başarılı dönemi Steve Perry‘nin vokalistliği sırasında geçirmiştir. Zaten Journey deyince, onun sesi akıllara gelmektedir. Sesinin tonu, gücü ve ses aralığı kendisine has bir ses stil sağlamıştır. Üstelik sesinin gücünü çığlıklara da dayandırmamıştır. Ses tonuna yüklediği duygularda da çok başarılıdır.

Güçlü ses denildiğinde, The Who‘nun solisti Roger Daltrey de çok önemli bir vokalisttir. Genelde vokalistler kendi sözlerini yazarlarken The Who‘da sözleri Pete Townshend yazmıştır. Ama Roger Daltrey bu yazılan sözleri vokaliyle, grubun en önemli enstrümanlarından biri haline getirmiştir. Geniş bir vokal aralığı olan solist, sesini de iyi koruyanlar arasındadır. The Who‘nun günümüzdeki konserlerinde bile, sesiyle genç müzisyenlere taş çıkarmaktadır.

Yazının başında sözü geçen “çatallı ses” denince, rock müziğinde akıllara Joe Cocker gelmektedir. Besteci olarak olarak çok önemli bir müzisyen olmayan Joe Cocker, esasında meşhur rock şarkılarını yorumlamasıyla meşhur bir isimdir. Bu yorumlardan The Beatles’ın With A Little Help From My Friends için Paul Mccartney de beğenisini gizlememiştir. Ray Charles‘ın Unchain My Heart şarkısına Joe Cocker‘ın yaptığı yorum, orijinalini bile gölgede bırakmıştır. Bu başarısındaki en büyük pay, kendisinin çatal sesinden kaynaklıdır. Çatal sesin anlamına gelince sözlükte, iki perdeden çıkar gibi olan ve kulağı tırmalayan ses olarak nitelendirilmiştir. Daha basite indirgeyince, kısık ses hissiyatı verebilen bir ses tonudur.  Joe Cocker sesi sayesinde bir şarkıyı cover ettiği zaman, onun sesiyle başkalarının şarkılarını dinlemek müzik dünyasında ayrı bir yer edinmiştir.

Çatallı ses denince, akla gelen bir diğer isimse Eagles grubunun en çok şarkısını söylemiş Don Henley’den bahsedilebilir. Grupta Glenn Frey, Randy Meisner ve Joe Walsh da şarkı söyleyebilmelerine rağmen, Don Henley vokaldeki üstünlüğü nedeniyle grupta en çok vokallerde yer alan üye olmuştur. Klasikleşmiş Eagles şarkılarının çoğunu kendisinin söylemesi, onun sesini de klasikleşmiş hale getirmiştir. Zaten en bilinen şarkıları olan Hotel California‘nın vokallerinde Don Henley vardır. Ses tonunun şarkılara gizem eklediği de yapılan yorumlardan biridir.

Her ne kadar rock tarihi açısından çok önemli bir yere koyulmasa bile, Bryan Adams sesiyle rock müziğinde yer etmiş birisidir. Öyle olmasa, kendisiyle Tina Turner, Sting, Rod Stewart gibi isimler stüdyoya girmezlerdi zaten.  Don Henley gibi Kanadalı olan müzisyen, çok büyük bir özelliği olmayan müziğini güçlü çatallı sesiyle oldukça dikkat çekici hale getirebilmiştir. Üstelik sesinin yaşlanmamış olması da ayrı bir artıdır. Çatallı sesiyle yüksek oktavları zorlaması, vokal kapasitesinin üst düzey olduğunu göstermektedir.

Kadife ses diye bahsedebileceğimiz özellik ise, rock müzisyenleri arasında daha az rastalanan bir özelliktir. Bu konuda bana göre en iyi örnek Roxy Music‘in solisti Bryan Ferry‘dir. Hakkettiği değeri tam olarak görememiş grupta, rock tarihinde gözardı edilmiş gitarist Phil Manzanera da bulunmaktadır. Bryan Ferry onunla beraber çok iyi bir sound yakalamış ve bu sound kendisinin vokaliyle eşsiz bir hal almıştır. Yeri geldiğinde Roxy Music, Bryan Ferry‘nin sesine güvenerek önemli şarkıları cover etmişlerdir. 1982’de Avalon albümü sonrası grubu dağıtan Bryan Ferry, solo kariyerinde yaptığı bazı şarkılarla dikkat çekmeyi başarmıştır. Ama bu konuda özellikle dikkat çeken yumuşak sesidir. Hatta cover şarkıları solo kariyerinin önemli bir yeri olurken, sesiyle bir çok şarkıya farklı ruh kazandırmıştır. Özellikle Bob Dylan şarkılarını yorumladığı Dylanesque albümde, Bob Dylan şarkılarına boyut atlatmayı bile başarmıştır.

Hüzünlü sesten bahsettiğimse, vokallerinde doğal olarak hüzün barındıran tonlara sahip müzisyenlerdir. Rock müziğinde bu konuda aklıma gelen en eski isimse Bruce Springsteen‘dir. Ses tonu sayesinde kendisini fazla zorlamadan, yazdığı sözlere büyük bir duygu ve hüzün katabilen The Boss lakaplı amerikalı müzisyenin bu özelliği inkar edilemez. The River, Streets Of Philadelphia, Secret Garden gibi yavaş şarkılardaki hüzünlü ses tonu çok vurucudur. Yeri geldiğinde Born In The U.S.A, Hungry Heart, Glory Days gibi şarkılarda yüksek oktavlara çıkmayı da başarır. Ama sesinin esas olayı hüzündür.

Bu hüznü barındıran bir başka solist ise Chris Cornell‘dir. Yazıda geçen isimlere göre daha genç olan müzisyen, yüksek oktavlara çıkmadığı zamanlardaki ses tonunda müthiş duygulu bir atmosfer yaratabilmektedir. Ayrıca, yüksek oktavlara yeri geldiğinde de çıkabilir. Ancak Like A Stone, Be Yourself, I Am The Highway gibi başarılı Audioslave şarkılarını vurucu yapan, düşük oktavlarda sesiyle şarkıya yüklediği duygusallıktır.  Kendisinin en büyük kusuruysa, stüdyoda konserlerden olduğundan çok daha başarılı olmasıdır.

Müzik dünyasında Freddie Mercury öldükten sonra onu yerini kim doldurulabilir diye çok düşünülmüştür. Hatta Brian May garip bir şekilde George Michael‘ı gruba davet etmiş, ama kendisi reddetmiştir. Aslında bu konuda teklif götürmesi gereken kişi esasında Scorpions‘ın alman solisti Klause Meine‘dir. Yeri geldiğinde ballad şarkıları müthiş duygulu söyleyebilen, gerektiğinde yüksek oktavlara çıkabilen ve yıllar geçmesine rağmen ses performansı etkilenmemiş bir solisttir. Aslında bu ayırt edici özelliklerin hiçbirinde maximum derecede taşımaz, ama bu ayırt edici özelliklerin hepsini sesinin barındırması onu en iyi rock vokalistleri arasına sokmaktadır.

En iyi rock vokalistlerinde bahsedince, gelmiş geçmiş en önemli gruplardan biri olan Metallica‘nın vokalisti es geçilemez. James Hetfield müzikal kişiliğinin yanında vokalleriyle Metallica‘nın başarısında büyük rol oynamıştır. Sesini yer yer çok değişik kullanabilen, geniş bir ses aralığı olan bir müzisyendir. Metal şarkılarda bağıra bağıra gitar gürültüsüyle baş edebilirken, Metallica‘nın yaptığı daha yumuşak şarkılarda sakin sakin de çok başarılı iş çıkardığını görebiliriz. Bana göre hafif Klause Meine gibidir. Yani ballad şarkıları müthiş duygulu söyleyebilen, gerektiğinde yüksek oktavlara çıkabilen ve yıllar geçmesine rağmen ses performansı etkilenmemiş bir solisttir.

Yukarıda saydığım özellikler haricinde, kendine has stili sayesinde bahsedebileceğim isim Rod Stewart‘tır. Sesini korumak için her gün en azından bir bardak viski içtiği rivayet edilen iskoç müzisyen, sesi bir marka değeri taşımaktadır. Rock müzikte her tür şarkıya gayet rahat uydurabileceği sestir türüdür bu. Cover ettiği şarkılar kariyerinde önemli bir yer edinmesinin esas sebebi, sadece sesiyle şarkılara orjinallerinde olmayan anlamlar katabilmesidir. Bu yüzden orijinalinden iyi coverlar denince, ilk akla gelen isimlerin başında gelmektedir.

Blues sesi diyebileceğimiz, ama rock müziğinde yer etmiş Steve Winwood’dan en iyi erkek rock vokalistlerinden biri olarak bahsedebiliriz. Rock müziği, aslında blues üzerine geliştirmiş bir türdür. Vokalistlerin teknikleri ve onlardan istenen sesler epey farklıdır. Fakat Steve Winwood ise, eski blues yıllarından gelen bir ses gibi rock şarkılarını söyleyerek akıllarda yer etmiştir. Spencer Davis, Traffic, Blind Faith ve sonrasındaki solo kariyerinin gösterdiği, onun güçlü ve duygusal bir sesi olduğudur.

Sonuç olarak, rock müziğin en iyi erkek vokallerine bir özet yapmaya çalıştım. Yukarıdaki listede bir sıralama yok. Ama en iyi erkek solistler dendiği zaman, seslerinin farklı özellikleri ön plana çıktıkları görünüyor. Aynı zamanda bu isimler arkalarında çalan müziğin ihtiyacını gidermenin üzerine sesleriyle grupları veya şarkılarını bir üst düzeylere taşımış kişilerdir.