Grupların veya müzisyenlerin çıkardıkları ilk albümler, bazen topluluğun veya sanatçının en iyi çalışması olabiliyor. Şöhreti yakalayabilmek için üzerinde titizlikle çalışılmış ilk albümlerin başarısını, bazen takipçileri yakalayamıyorlar. Başarıya açlığın ve ilk konserlerde seyirciyle hangi şarkının çalınacağı konusunda pazarlık yapılma imkanının olmaması, debut albümlerin her şarkısının iyi olma zorunluluğu getiriyor. Bu titizlikle de hazırlanmış albümleri, gruplar veya müzisyenler sonrasında aşamayabiliyor. Bu konuda verilebilecek örneklerin en önemlileri üzerinde durmak istiyorum.

Kronolojik olarak gidince aklıma en eskilerden  Jimi Hendrix‘in 1967’de çıkardığı ilk albümü Are You Experienced geliyor. Çünkü bu albüm Jimi Hendrix‘in efsaneye dönüşmesinde önemli rol oynar. Özellikle içerisindeki Purple Haze, Foxy Lady, Hey Joe ve The Wind Cries Mary şarkılarının öne çıktığı plak, tüm zamanların gelmiş geçmiş en iyi debut albümlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Jimi Hendrix hayattayken Are You Experienced dahil 3 stüdyo albümü yapmış, ama ilkinin başarısı diğerlerinden fazladır. Belki de Are You Experienced dünyada Jimi Hendrix‘in hünerlerini ilk defa gün yüzüne çıkardığı için devam albümlerine göre daha şaşırtıcı bir etki yapmış ve en büyük beğeniyi kazanmıştır. Çünkü sonrasındaki albümlerde, dinleyiciler neyle karşılaşacaklarını biraz tahmin edebildikleri için ilk seferki kadar şaşırmamışlardır. Ayrıca, gitaristin öldükten sonra da hayattayken yayınlanmamış şarkıların üzerinde çalışılarak hazırlanmış albümler de bulunmaktadır, fakat onların da hiçbirisi Are You Experienced‘ın yaptığı etkiyi yapamamışlardır.

1976 yılında Boston‘dan bir şehir ismiyle değil, bir rock grubu olarak bahsedilmeye başlanmıştır. Bunun nedeni grubun kendi ismini taşıyan debut albümünün çıkmasıdır. Boston‘ın klasiklerinin çoğunu bu çalışma barındırmaktadır. More Than A Feeling, Peace Of Mind, Foreplay / Long Time, Rock And Roll Band ve Smokin şarkılarının hepsi birden bu albümde yer almaktadılar. Grubun daha sonraki albümlerinde hiç bu kadar sayıda hit şarkısı bir arada olamamıştır. Üstelik Boston albümü grubun açık ara en çok satmış albümüdür. Dünya çapında bugüne kadar 75 milyon albüm sattığı bilinirken, bunun 17 milyonu Amerika’da olmak üzere dünyada toplam 25 milyonu ilk albümün satışıdır. Ona en çok yaklaşabilen, grubun ikinci albümü Don’t Lock Back olmuştur.

1977 yılında grubun kendi isimini taşıyan The Clash albümü piyasaya çıktı. Bu çalışma tüm zamanların gelmiş geçmiş en iyi punk rock albümü olarak halen bilinmektedir. 1974 ile 1976 arasında doğan punk müziğinin Londra’daki önderleri Sex Pistols, Television, and The Damned, The Clash olurken, bu isimlerin arasına The Clash‘in girmesinde esasen grubun debut albümü büyük rol oynamıştır. Punk rock dışında da en iyi albümlerin yapıldığı listelerde, bu albüm genellikle yer bulmuştur. Başka bir The Clash albümünün bu listelere dahil olmaması, grubun en iyi albümünün ilki olduğunun kanıtlamaktadır. İçerisinde Janie Jones, Remote Control, I’m So Bored With The USA, White Riot, London’s Burning, Career Opportunities ve Garageland şarkılarıyla punk müziğinin temellerinin atılmasında büyük rol oynamıştır.

1978 yılında debut albümleriyle bir başka Amerikalı grup olan Van Halen, müzik piyasalarını sallamıştır. Kayıtları 2 yıla yakın süren ve grubun kendi ismini taşıyan bu albümde Runnin’ with The Devil, Eruption, Ain’t Talkin’ Bout Love, Jamie’s Cryin şarkıları gibi Van Halen‘ın en bilindik şarkılardan epey fazlasını taşımaktadır. 70’lerden hafifçe 80’lerin de havasına göz kırpan, ileri görüşlü bir albümdür. Ayrıca, albümde cover olarak yer almış ve ses getirmiş olan The Kinks‘e ait You Really Got Me ve John Brim‘e ait Ice Cream Man parçalarının da varlıkları inkar edilemezler. Van Halen bu albümle beraber müthiş bir popülarite yakalamış ve müzik dünyasına çok hızlı bir giriş yapmıştır. Sadece Amerika’da 10 milyon satan ve grubun 1984 albümüyle beraber en çok satmış albümüdür. Üstelik 1984, grubun ismi çok iyi bilinirken önemli bir ticari avantaj sahibiyken debut albümün satış rakamlarına yaklaşabilmiştir. Zaten Van Halen denince, grubu az çok bilenler en iyi albümlerinin debut olduğunu söylerler.

1980’lere gelindiğindeyse, Guns N’ Roses‘ın 1987 yılında çıkardığı ilk albümü Appetite For Destruction bu konuda göze çarpmaktadır. Gitarist Slash ve vokalist Axl Roses‘un önderliklerindeki grup, debut albümleriyle Amerika’da gelmiş geçmiş en çok satanlar arasında 11.sıraya yerlemişlerdir. Ayrıca dünyadaki bütün debut albümler arasında, 30 milyonluk satış rakamlarıyla bugüne kadar en çok satmış olanıdır. İçerisinde Welcome To The Jungle, Nightrain, Paradise City ve Sweet Child O’ Mine şarkılarıyla efsaneleşmiş bir albümdür. Üstelik devam albümlerinde yer almış önemli Guns N’ Roses şarkıları olan Don’t Cry ve November Rain hazır olmalarına rağmen, bu albüme girememişlerdir dahi. Grup aslında devam albümlerindeki ticari başarılarını az çok Appetite For Destruction‘a borçludur. Zira bu albümün getirdiği şaşaa sayesinde, devamındaki çalışmalar rahat rahat listelerin başlarına yerleşmişlerdir. Yoksa Guns N’ Roses, Appetite For Destruction’daki kadar çığır açacak bir işi tekrarlayamamıştır.

1990’lara bakınca da Pearl Jam‘in 1991 yılında çıkarmış olduğu debut albüm olan Ten akıllara gelmektedir. Grubun lideri Eddie Vedder tarafından bestelenmiş şarkılardan oluşan albüm, müzik piyasasında çıktığında en başta çok iyi fark edilmemiştir. Ancak albümün single şarkıları Alive, Even Flow, Jeremy ve Black sırayla yayınlanmaya başladıktan sonra büyük bir ilgi artışı olmuştur. Yani 1992 yılında esasen albüm müzik piyasasında patlamıştır. Alternative rock türünün popülerleşmesinde büyük rol oynayan albümün şansızlığı, Nirvana‘nın Nevermind albümüyle yakın zamanda çıkması yüzünden direk rekabet etmek zorunda kalmasıdır. Dünyadaki en iyi albümler listelerine genellikle giren Ten, Pearl Jam‘in bugüne kadar en çok satmış albümü olmuştur. Üstelik 1993’te bile, o yılın en çok satan 8.albümü olmayı başarmıştır. Grubun 1993’te ikinci albümü Vs. çıktıysa bile, Ten’in başarısı onu fena halde gölgelemiştir. Pearl Jam devam eden yıllarda güzel şarkılar barındıran albümler üretmiş, ama hiçbiri Ten‘deki bütünlük kadar etkili olamamıştır.

2000’li yıllar ise, esasında ilk yarısında debut albümlerin başarıları dikkat çekicidir. İlk olarak akla gelen Audioslave‘in kendi ismini taşıyan albümünden bahsedilebilir. 2000 yılında Rage Against The Machine‘nin vokalisti Zack De La Rocha grubu bıraktıktan sonra diğer grup üyeleri beraber kalmayı ve yeni solist bulmaya karar vermişlerdir. Ancak anlaştıkları isim Soundgarden‘ın eski vokalisti Chris Cornell olunca, yeni bir oluşuma gitmişlerdir. Çünkü Chris Cornell öyle gelip, önüne koyulacak şarkıları söyleyecek bir isimden çok fazlasıdır. Katkılarıya topluluğu başka noktalara çekeceğinden dolayı, kendilerine yeni isim bularak Audioslave ismini vermişlerdir. Chris Cornell‘in kimyasının, Tom Morello ile iyi tutmasının meyvesini de bahsettiğimiz ilk Audioslave albümü göstermiştir. Cochise, Show Me How To Live, What You Are, Like A Stone ve I Am The Highway gibi grubun en önemli şarkılarının çoğunu barındıran albüm, Rage Against The Machine ve Soundgarden hayranlarının ölesiye sevdikleri bir çalışmaya dönüşmüştür. Audioslave bu albümün devamında 2005’te Out Of Exile albümünü çıkarmış ve hayranlar tarafından beğeni almış, ancak ilk albümün daha iyi olduğu açık ara kabul edilmiştir. 2006’da gelen Revelations ise hayal kırıklığı olmuş ve biraz da bunun etkisiyle Chris Cornell grubu terk etmiştir. Kariyerinenin devamındaki kendi konserlerinde, çaldığı Audioslave şarkılarının çoğu bu albümdendir.

Yine 2002’de Norah Jones çıkardığı Come Away With Me albümüyle, müzik dünyasına resmen damga vurmuş bir çalışmadır. Pop-caz olarak nitelendirebileceğimiz müziği, 8 tane Grammy ödülünü kazanmıştır. Üstelik 11 Eylül saldırısına ithafen yaptığı Time dergisine bile konu olmuş Bruce Springsteen albümü The Rising‘e karşı bu başarıyı elde etmiş olması da şaşırtıcıdır. Come Away With Me 26 milyon satmış ve Norah Jones‘un ismiyle özdeşlemiştir. Kariyerinin devamında benzer sound içeren birçok albüm yapmış, fakat kendini tekrar eden görüntüsü nedeniyle bir daha aynı ilgiyi toplayamamıştır. Don’t Know Why,  Feelin’ The Same Way, Come Away With Me ve Turn Me On şarkıları albümün yıldızlarıdır.

2004 yılında bu yazıdaki diğer isimlere göre adı daha az bilinen Blackfield grubunun debut albümü çıkmıştır. İsrailli müzisyen Aviv Geffen ile Porcupine Tree‘nin lideri Steven Wilson‘ın ortak projesi olarak doğmuş bir gruptur. Özellikle progressive rock türü açısından çok önemli bir yere sahiptir. Blackfield, Steven Wilson‘ın Porcupine Tree haricindeki en iyi projesi olarak kabul edilmektedir. Fakat bana göre bu debut albüm, birçok Porcupine Tree albümünün de önüne geçmiştir. Ufak kendi halinde kabul edilen bu proje, bekleneni aşmış ve başarılı Blackfield turnelerine vesile olmuştur. Gruba ismini veren Blackfield şarkısıyla, Pain, Hello ve Perfect Word parçalarıyla çok başarılı bir albümdür. Devamında 2007’de Blackfield II gelmiş, ancak ilkine göre bir tık aşağıda kalmıştır. 2007 sonrasındaysa Steven Wilson, Blackfield ile daha fazla ilgilenmeyeceğini, fakat Aviv Geffen onu albüm için çağırması durumunda stüdyoya beraber gireceğini söylemiştir. Yani grubun bütün bestelerine katkı vermeyeceğini belirtmiştir. Bu durum Welcome To My DNA ve Blackfield IV albümlerinin kalitesini doğrudan etkilemiştir. Bu yıl çıkan Blackfield V içinse, Steven Wilson besteler yapmaya geri dönmüştür. Ama uzun zamandır yapmadığı katkı dolayısıyla kimya ilk iki seferki gibi tutmamıştır. Grubun devam eden yıllarda yeni albümler yapması daha beklenmekte, ancak ilk albümdeki sound bir daha yakalanabilecek gibi durmuyor.

2004 yılında bu tür albümlere katabilecek Arcade Fire grubunun ilk albümü, doğuşuna tezatlık içeren Funeral isimiyle çıkmıştır. Aslında bu konuda grubun 2003 yılında çıkardığı kendi ismini taşıyan EP kaydından dolayı, Funeral‘ın debut albüm olmadığı itirazları gelebilir. Ancak EP denilen olay, ortalama 4-5 şarkıdan oluşan single kayıtlarından fazla ve albüm kayıtlarından kısa uzunluklardır. Onun için Funeral albümünü debut kabul etmek durumundayız. Neyse, Arcade Fire Kanadalı olup, yaptıkları müzik indie rock türüne girmektedir. İlk albümleriyse Rolling Stone dergisinde gelmiş geçmiş en iyi 500 albüm arasında gösterilmekte ve daha başka benzer listelerde hep kendisine yer bulmaktadır. Hatta albüme David Bowie‘den bile destek gelmiştir. Kendisi 2005’te Fashion Rocks festivalinde, Arcade Fire ile beraber albümdeki Wake Up şarkısını söylemiştir. Funeral‘da Neighborhood I (Tunnels)Neighborhood #2 (Laïka), Neighborhood 3 (Power Out) ve Rebellion (Lies) şarkıları da single olarak yayınlanmışlar ve dikkat çekmişlerdir. Grup albümlerine devam eden yıllarda devam etmiştir, ama gelmiş geçmiş en iyi albümler listesine girebilmiş bir albüm daha üretememiştir. Ayrıca devam albümlerindeki hit şarkı sayıları da Funeral‘daki kadar fazla olmamıştır.

Sonuç olarak, en iyi albümleri debut albüm olan müzisyen ve grupların çok fazla sayıda olmadıklarını söyleyebiliriz. Bunun şaşırtıcı söylemem. Çünkü müzisyenler ilk albümlerinden sonra müzikal olarak kendilerini geliştirmeleri ve ne istediklerini zaman ilerledikçe daha iyi anlamaları sayesinde debut albümlerin üzerine çıkan çalışmalarla pekala gelebiliyorlar. Ama yukarıda saydıklarım, çıtayı baştan çok yukarı çekenler ve tekrardan bu çıtayı yakalamayanlardır.