2016 yılı maalesef müzik dünyası için mutlu bir yıl olmadı. Rekor sayıda denilebilecek müzisyen hayatını kaybetti. Bunların bazıları rock tarihi ve pop müziği açısından mihenk taşı olarak kabul edilebilecek isimlerdi. Hani bu yıl ölenlerden bir grup oluşturun deseler, ciddi anlamda bu orkestra çok iddialı olurdu. Kaybedilenler arasındaki en önemli isimler David Bowie, Glenn Frey, Black, Prince, Leonard Cohen ve George Michael şeklindeydi.

2016 yılı ilk olarak David Bowie‘yi aramızdan aldı. 1947 doğumlu esas ismi olan David Jones Roberts, gizli şekilde kanser tedavisi görmekteydi. Kendisi 10 Ocak’ta vefat etti. Tedavinin işe yaramayacağını düşünerek, ölümü konu aldığı Blackstar albümünü bir yandan hazırlamaktaydı. Böylece resmen hayranlarına veda ediyordu. Üstelik albümün çıkış tarihini bile, tahmini ölüm gününe yakın ayarlaması oldukça şaşırtıcıydı. Bence bir yandan plak şirketlerinin müzisyenlerin ölmesinin hemen ardından çıkardıkları yapmacık best of albüm olayına David Bowie,  Blackstar ile engel olmak istiyordu. Ancak, 69 yaşındaki müzisyenin ölümü şüphesiz şekilde büyük sürpriz oldu. Uzun yıllardır turne yapmıyordu, fakat albüm yapmaya devam etmekteydi. Bu onun kişisel tercihiydi. David Bowie müzikal olarak aktif olduğu 50 yıla yakın zaman diliminde şarkıları dışında giyimi, saçları, makyajı ve yaşamıyla ikon haline gelmiş bir isimdi. 60’ın sonundaki görüntüsüyle biseksüelliğini saklamayan, yaptığı Space Oddity, Starman, The Wan Who Sold The World, Life On Mars gibi şarkılarıyla kendisinin uzay müziği yaptığına dair yorum getirebilmiş bir müzisyendi. 1967’de kendisi ismini ismini taşıyan albümünden 1980’deki Scary Monsters‘a kadar her yıl yeni bir albüm çıkaran üretken ve cesur bir yapısı vardı. 80’lerdeyse, kariyeri açısından önemli bir çalışma olan Let’s Dance albümünü 1983 yılında çıkardı. Bu dönem makyajı bırakıp saçlarını kısa kestirdiği ve artık takım elbiseyle sahneye çıkan, boks çalışarak irileşen ve yılların kendisine fiziksel olarak yaraması sayesinde karizmatik bir adam imajıyla hayranlarının karşısındaydı. Müzikal tarzı uzay müziği diyebileceğimiz şarkılarının yerini bu sefer MTV ile dost olacak, ama bir sürü yeni yetme müzisyene ders niteliğindeki şarkıları devraldı. Bu dönemdeki en akılda kalan şarkıları Let’s Dance, China Girl, Loving The Alien, Blue Jean şarkılarıydı diyebilirim. David Bowie 80’lerde çizdiği profili, 1990’lar ve 2000’lerde de devam ettirdi. Blackstar albümünün kliplerindeyse, müzisyenin hasta olduğunu öldükten sonra anlayabildik. Her ne kadar ölüm döşeğinde Blackstar albümünü yapmak karakter anlamında müthiş bir iş olsa bile, bana göre son zamanlarındaki esas başarılı çalışması 2013’te çıkardığı The Next Day albümüydü. Hayatını kaybetmemesi durumunda albümlerine devam edeceği şüphesizdi.

2016 yılının elimizden aldığı ikinci müzisyense, efsanevi Eagles grubunun gitarist ve vokalistlerinden olan Glenn Frey‘di. 1948 doğumlu Glenn Lewis Frey, eklem iltihabıyla boğuşuyordu. Bu hastalığın yaratığın komplikasyonlardan dolayı sağlığı iyice bozuldu ve 18 Ocak’ta yaşama veda etti. Glenn Frey, Eagles grubunda vokallerde Don Henley‘den sonra en çok yer alan ve grubun bestelerinde Don Henley ile beraber en öne çıkan isimdi. Topluluğun 70’lerdeki 6 stüdyo albümünde çok önemli pay sahibiydi. Grubun hit olan şarkılarından Take It Easy, Tequila Sunrise, Desperado, One Of These Nights, Hotel California, New Kid In Town, Life In The Fast Line, The Last Resort, The Long Run, I Can’t Tell You Why ve Heartache Tonight hep Glenn Frey‘in parmağı olan çalışmalardı. Take It Easy ve Tequila Sunrise ise onun söyledikleri arasında en bilinen Eagles şarkılarıydı. 80’lere girerken Eagles‘ın dağılmasıyla solo kariyere başlayan Glenn Frey, güzel şarkılar yapmaya devam etti. Bu dönem içerisindeki en meşhur parçası You Belong To This City oldu. 1992’de çıkardığı Strange Weather albümünden sonra solo kariyerine ara verdikten sonra, 2012 After Hours adlı cover albümüyle geri dönüş yapmıştı. Zaten anladığım kadarıyla sağlığı bozulunca devamını getiremedi. Şüphesiz ölümü, milyonlarca Eagles hayranını yasa boğdu. Birebir ismini bilmeyen dinleyiciler ise, onun Eagles üyesi olduğunu öğrendikten sonra eminim daha çok üzülmüşlerdir.

2016 yılında ölümü gözlerden kaçan, ama bana göre önemli bir müzisyen olan Colin Vearncombe daha çok bilinen adıyla Black‘ti. 26 Mayıs 1962 Liverpool doğumlu olan Black, 10 Ocak tarihinde geçirdiği trafik kazası yüzünden 26 Ocak’ta yaşamını yitirdi. Kendisinin ilk albümü olan Wonderful Life 1987 yılında çıkmıştı. Albümle aynı ismi taşıyan parça, gelmiş geçmiş en önemli hit şarkılardan biri haline gelmişti. En çok cover edilen şarkılardan birine de dönüştü. Ayrıca albümdeki Everything’s Coming Up Roses şarkısı da 80’lerin önemli şarkıları arasına girmeyi başardı. Comedy isimli taşıyan üçüncü albümü de tek tek şarkı bazında olmasa bile, albüm olarak büyük ilgi görmüştü. 1991’de Black ismiyle çıkardığı dördüncü stüdyo albümü sonrasında, yavaş yavaş Colin Vearncombe ismini kullanması kafalarda karışıklık yarattı. Ama doğrusu akıllarda esasen Wonderful Life ile kaldı. Maalesef de hastalanmadan, trafik kurbanı olarak müzikseverlere 2016’da veda etti.

Nisan ayındaysa Prince, müzik dünyasını sürpriz ölümüyle sarsttı. 27 Nisan’dan vefat eden Prince Rogers Nelson, Amerikalı ve 7 Haziran 1958 doğumluydu. Aşırı doz yüzünden hayatını kaybeden müzisyen, üstelik konserler gerçekleştirdiği aktif bir zamanındaydı. Müzik hayatına 1976 yılına başlayan Prince, ölümüne kadar Purple Rain, Cream, When Doves Cry, Kiss, Little Red Corvette, Diamond and Pearls, Money Don’t Matter 2 Night gibi ilk akla gelen şarkılarıyla müzik dünyasına damga vurmuş bir isimdi. Özellikle Purple Rain albümü gelmiş geçmiş en önemli albümler arasında yer alan bir çalışma oldu. Ayrıca, Prince rock tarihi açısından önemli gitaristlerin de arasında gösteriliyordu. 16 stüdyo albümü kaydederek çok üretken bir müzisyen olduğunu kanıtlamış müzisyen, şüphesiz erken ölümü olmasa daha birçok albüm de hazırlayacaktı. Müziği dışında giyimi ve ilişkileriyle de oldukça medyatik bir isimdi. Geçmişte Madonna, Kim Basinger, Carmen Electra gibi meşhur isimlerle ilişki yaşamıştı. 90’lı yıllarda Warner Bros. ile yaşadığı anlaşmazlık nedeniyle, bir süreliğine sahne adını da değiştirdi. Ama 2000’li yıllarda bildiğimiz Prince ismiyle kariyerine devam etti. Arkasında çalan grupları zaman zaman değiştirmiş ve onlara farklı isimler vermişti. Bunların arasında kendisine eşlik edenlerin en önemlisi 1979-1986 arasında çalan The Revolution oldu.

Her ne kadar kişisel olarak yaptığı müzikten hoşlanmasam bile, 7 Kasım tarihinde hayatını kaybeden Leonard Cohen de önemli bir kayıptı. Kanadalı şair, ozan ve müzisyen Leonard Cohen öldüğünde 82 yaşındaydı. 21 Eylül 1934 doğumluydu. Ölüm nedeni kanserin yol açtığı komplikasyonlar olarak açıklandı. Şarkıları bugüne kadar çok fazla değişik müzisyen tarafından cover edilmişti. Bu şarkıların bazen cover versiyonları bile iyi ses getirmişti. Kısaca Leonard Cohen deyince Hallelujah, Dance Me To The End Of Love, Suzanne, Everbody Knows, First We Take Manhattan, Chelsea Hotel şarkılarının ilk akla gelenler olduğunu söyleyebilirim. Aslında Leonard Cohen, müziğe şair ve romancılık sonrasında adım atmıştı. 1950’lerde şiir ve roman ile sanat hayatına başlamış, müzik kayıtlarına 1960’larda geçmişti. İlk albümü Songs Of Leonard Cohen‘i müzik kariyerine başlamak için geç sayılabilecek 33 yaşında çıkarmıştı. Devamında ilk albüm dahil arkasından gelen albümlerle toplamda 14 tane stüdyo albümü kaydetti. 1992’deki The Future albümünden sonra müzik hayatına son verdiği düşünüldü, ama 2001’deki Ten New Songs ile dönüş yaptı. Fakat yaşlılık günlerinin en aktif müzikal dönemi 2004’te çıkan Dear Heather albümünün sonrasında, menajeri tarafından dolandırıldığını fark edince gerçekleştirdi. Çünkü kaybettiği parayı tekrar kazanmak için geniş turnelere başladı. Böyle olunca da hayranları, dolandırıcı menajere duacı bile oldular. Turnelerden aldığı keyif sonrasında heyecanını tekrar kazanan Leonard Cohen, son 4 yılda 3 albüm bile yaptı. Hatta bu yıl 21 Ekim’de çıkardığı You Want It Darker albümü kendisinin hastayken kaydettiği, ışıkların onun adına yavaş yavaş sönerek karanlığa doğru yolculuğuna atıfta bulunduğu bir çalışmaydı. Zaten, bu albüm aslında onun dinleyicisine vedasıydı. Ama bunun bir veda olduğu, albümün çıkışından kısa süre Leonard Cohen‘in vefat etmesiyle anlaşıldı.

Son olarak 2016 yılında müzikseverleri üzen isimse, George Michael oldu. Esas adı Georgios Kyriacos Panayiotou olan yunan asıllı şarkıcı 25 Haziran 1963 doğumluydu. Geçtiğimiz pazar 25 Aralık günü, ani ölüm haberi dünyayı şok etti. Albümleri 100 milyondan fazla satmış, popülerliğini halen yüksek seviyede korumakta olan şarkıcı resmen 2016 lanetine yakalanmış oldu. 1981-1986 yılları arasında Wham grubunu Andrew Ridgeley ile yürüten George Michael, Wake Me Up Before You Go, Everything She Wants ve Careless Whisper şarkılarıyla başarıya ulaştıHayranların üzerine en çok yoğunlaştığı Careless Whisper‘ı ticari kaygıyla yazdığını söyleyerek, dinleyiciler kadar kendisinin favorisi olmadığını belirtmişti. 1987 yılında başladığı solo kariyerine Faith, Father Figure, One More Try, Monkey, Waiting For That Day, Heal The Pain, Cowboys and Angels gibi şarkılarla Wham grubuyla olan kariyerinin bile önüne geçmeyi başardı. Genelde solo kariyerler grup hikayelerinden daha sönük kalırken, George Michael bu konuda başarılı bir istisna oldu. Şöhret olduğu yıllarda George Michael‘ın uyuşturucuyla başı belaya hem sağlık, hem de hukuki anlamda girdi. Sağlığını düzeltmek için tedavi gördü. Bulundurduğu bazı uyuşturucular yüzünden zorunlu kamu hizmeti yapmak gibi cezalar aldı. Ayrıca önemli bağış konserlerinin çoğunda yer alarak, bonkörlüğünü de defalarca gösterdi. Bu yıl vefat eden müzisyenler arasındaki en genç isim de kendisiydi.

Sonuç olarak, 2016 bir sürü önemli müzisyenin ölümünü kapsadı. Yazıda bahsetmediğim, biraz daha kıyıda köşede kalmış müzisyenler daha var. Ama onlara artık giremedik. Bir müziksever olarak dileğimiz, 2017’nin müzik dünyasını bu sene kadar yasa boğmaması. Tabii hiçbir müzisyen ölmesin diyemeyiz, zira her yıl bazı müzisyenleri kaybettik. Fakat 2016’da üst üste gelen haberlerle oluşan yüksek oran cidden çok şaşırtıcıydı. Bu oranın tekrarlanmayacağı bir yıl diliyorum.