Az sonra okuyacağınız olaylar gerçektir.

Newton’un evrensel kütle çekim yasasına göre bir nokta kütle diğer bir nokta kütleyi iki kütlenin çarpımı ile doğru, aralarındaki uzaklığının karesi ile ters orantılı olacak büyüklükteki bir kuvvet ile çeker. Büyük bir kütle etrafında dönen bir cisme, bu kuvvet ve merkezcil kuvvet etki ederek bir denge oluşturur ve cisim büyük kütle etrafında, belirli bir yörüngede hareketine devam eder. (Peki bu bilgiler gerçek hayatta ne işimize yarayacak?)

Geçen gün çayın yanına yiyecek birşeyler ararken tezgahın kenarında duran çay kupasına dirseğimle çarpmışım. O küçücük anda kupanın yere düşüşünü, dökülen çayı silişimi,kırık parçaları toplarken elimi kesişimi, kanayan elimle yara bandı arayışımı ama evde yara bandı kalmamış olmasını düşünürken kupa belirli bir hıza ulaştı ve yere düşmek yerine popom hizasında kavisli bir rota çizerek popom arkasından ve göbeğimin üzerinden geçen bir yörüngeye oturdu ve etrafımda dönmeye başladı. Dökülmesi gereken çay baloncuklar halinde havada bardağın peşisıra dönüyordu. Sonunda küçük cisimlerin etrafımda yörüngeye oturabileceği kiloya gelmiştim. Bu belki de kilo konusuna kesin bir çözüm bulmam için bir işaretti. Daha önce denediğim yöntemler geçici çözümler olmuşlardı ama her seferinde daha fazla kilo almıştım. Çıkmaza girmiştim, aklıma hiçbir şey gelmiyordu, karnımın acıktığını hissettim, pizza söyledim.

İki orta pizzanın yanında içmiş olduğum litrelik içeceğin içindeki bir su bardağı şeker etki etmiş olacak ki kafam çalıştı ve daha önce belki biraz da sorguladığımdan denemediğim, insanı yarım insana düşüren, öğle yemeğini hıyar ve soda ile geçiştirten, kebapçı ve tatlıcıları isyan ve iflas ettiren o yöntem aklıma geldi: yıllardır nadasa bıraktığım kulaklarımı tohumlattıracak, kolumu bacağımı iğneletecektim. Daha fazla araştırmaya da düşünmeye de ne gerek ne de zaman vardı. Yörüngemdekilerden kurtulup sokak kıyafetlerimi giydim. Bunlar evde giydiğim, içten yaptığım basınçla üzerime göre şekil almış eski ve yumuşak penyelere göre sert ve kendi formlarını kaybetmemek niyetinde olan sert bir pantolon ve cefakar bir gömlekti. Ayakkabılarımı bağlarken gömleğin o tam göbek deliğine denk gelen düğmesi guinness rekorlar kitabına girmek için iki koluyla zıt yönlere gitmeye çalışan atların arasında direnen adamlar gibi zorlukla dayanıyordu.

Dolmuş beklemek için çıktığım caddenin karşı tarafındaki sitenin bir balkonundaki levha sayesinde tamamlayıcı tıbbı dolmuş yolculuğu yapmadan buldum. İşler şimdiden daha iyi gitmeye başlamıştı, dolmuşta para köprüsü olmamış, çöküp kalkmamış veya istemediğim samimi anlar yaşamamıştım. Apartmanın zillerinden anlaşıldığı kadarıyla cadde üzerindeki bu apartmanı işyerleri alt katlardan başlayarak işgal etmeye başlamışlardı. En alt kat kuafördü, bunun üzerinde seyahat acentası vardı ve işyerleri toplumun yüzde kaçına hitap ettiklerine bağlı olarak üstüste sıralanıyorlardı. Benim gittiğim yer dördüncü kattaki dil kursunun bir kat üzerindeydi. Dil kurslarına gitmeyen insan azdır. Demek ki tamamlayıcı tıptan yararlanan da ondan biraz daha azdır ama epey çoktur diye bir hesap yaptım. Bu kadar insan yanılmış olamazdı.

Kapıyı tabelada ismi yazan adam açtı. Çünkü başka çalışan yoktu. Tabela, doktor ve hemşire, ayrıca sekreter de aynı kişiydi. Normalden kaliteli galoşların yarattığı steril ve kurumsal etkiyi bu her işi yaparım tavrı biraz törpülemeye başlamıştı ki girişteki ev tipi vestiyeri ve salondaki eski koltuk takımını gördüm. Korkarım burası evden bozma bir yerdi. Camın kenarında renk değiştiren led şeritleri görünce moralim bozulmaya başladı. O an çıkışta ne yiyebileceğimi düşündüm. Beklerken, bekleyen diğer hasta/müşteriler arasında sıra anlaşmazlığı çıktı. Kavgamsı ortam ikisine de aynı anda tedavi yapılması sayesinde yumuşadı ki adam bu sırada yalnız bekleyen bana televizyon açmayı önerdi ve kilo için gelip gelmediğimi sordu. Tahmini doğru ancak iğneleyiciydi. Sanırım tedavi başlamıştı. Ayrıca yetişkin insan televizyonunu kendisi açabilirdi. Bu nedenle teklifini reddettim. Adamlar birliği tedavi alış verişi için içerideki eskinin yatak odası, çocuk odası olan odalara geçtiler. Gurur yapıp açtırmadığım televizyonla başbaşa beklemeye devam ettim.

Tek başıma oturmaktan sıkılmaya başlamıştım, telefonumla uğraştım, ondan da sıkıldım. Motivasyonum düşmeye başlamıştı. Duvardaki çerçeveler bir tıp diploması ve alternatif ve tamamlayıcı tıbbın bir çok alanındaki kurslara ilişkin belgeleri barındırıyorlardı. Çerçevelerden oluşan duvar kaplamasının ortasındaki geniş boşlukta bir garip fiyat listesi asılıydı. Listeyi incelediğimde çeşitli tedavilerin ve fiyatların adeta bir berber dükkanı gibi sıralandığını gördüm. Motivasyonum ile göz göze geldik. Kendisini boydan süzdüm. Demek ki dışarıdan böyle görünüyordum ve aslında o kadar da kilolu değildim, biraz spora ağırlık vererek zayıflayabilirdim, hem havalar da iyileşmişti. “Moti” dedim “ben oturmaktan yoruldum”. Bacaklarımızı esnetmek için ayağa kalktık.

Ayağa kalkınca karşıdaki masanının iç kısmındaki rafları görebilir hale geldik. O sırada midemin kazındığını hissettim. Acıkmıştım. Rafın üzerindekiler sırasıyla bir adet UV ışıklı sahte para kontrol aleti, bir adet para sayma makinesi ve bir siyah kutuydu. Bilirsiniz para koymak için, siyah parlak boyalı, metal, üzerinde küçük bir anahtar ile açılan dandik bir kilit olan, içi kağıt para büyüklüğünde bölmelere ayrılmış kutulardan. Motivasyonum hiç bir şey söyleyemeden parmağıyla işaret etti: parmağı para kutusunun üzerindeki kalp şeklindeki pembe etiketi gösteriyordu. Parayı sevmek hayatın ve coğrafyanın bu noktasında elle tutulabilir hale gelmiş, cisimleşmişti. Motivasyonuma döndüm, havaya karışarak kaybolurken “galoşları çıkarmayı unutma, mal gibi gezersin” dedi.

Kaldırımın kenarında durup caddenin yukarısına doğru baktım. Yüz-ikiyüz metre ileride bir pastane vardı. Yürüdüm.