Nevşin Mengü’ye TV izlerken ne zaman rastlasam, anne babası mutlu bir ailede babasının kızı olarak büyüdüğü, çocukluktan beri işlerin iyi gittiği izlenimini edinir, özgüveninin armut piş ağzıma piş olduğunu, oh be ne rahat, öyle travmatik olmayan ortamda büyüse dedemin de böyle özgüveni olacağını burun deliklerim keskinleşerek düşünür, içten içe haset ederdim. Gıyabında projelendirdiğim hayat ile de onu sıradanlaştırırdım: Koç’larvari bir ailenin oğluyla evlenecek, e ne olacak tabii ki refah içinde bir hayat sürecek, Ayşe Arman gibi de kariyer dolu bir ‘mutlu hayat’ kadrajı çizecek… Sonra bir gün çok çok güzel, sporcu, iyi okumuş etmiş, politik işler yapan ve özgüveni çok yüksek bir kadın arkadaşım onu Tv’de görüp “Aman bu kıza da gıcık oluyorum” deyince kıskançlıktan olduğunu net olarak kavrayıp kendimi bu hasetten derhal araklayarak tüm yükü arkadaşımın üzerine atıp Nevşin Mengü’ye o andan itibaren nötr kaldım. Ta ki geçenlerde Iroman, bir de üstüne vegan olduğunu öğrenerek göğsümün kabardığı o bisiklet üstündeki fotoğrafına rastlayana ve söyleşi yapmak için mail atıp da bakalım kibirli bir cevap mı verecek diye beklerken yan mahalleden kankan tadında “Tabii ki hocam” cevabını alana kadar. Ondan sonrası saf sevgi tabii ki.
Sisteme kesinlikle ait olmayan Nevşin Mengü lafı eğip bükmeden, istisnasız tüm sorularımıza – ki bu sorulardan çoğu manitacılık alemine dairdi – cevap verdi.
“Abi ben Şişli’de sıradan bir hayat yaşayan biriyim. Memleketin bu son durumunda, sanıyorum beyaz Türk gösterdiğim için, neden Amerika’ya yerlemiyorsun diye soruyorlar. Ben öyle dolar milyoneri biri miyim, nasıl gideyim, orada taksicilik mi yapacağım, ne iş yapacağım, bu mudur” diyen ve söyleşimizin sonuna kadar “Canım benim” hissini içinize yayan, dünyalar aslanı biri Nevşin. Çok da güzel evet ama bunun altını asla çizmiyor. Hatta bilakis üstünü çizmek ister gibi bir maskülenliği var. Politikanın içine doğmuş ve samimiyetle ilgileniyor. Son durumlar da dahil olmak üzere çok şey konuştuk onunla. Kesinlikle çocuk yapmak istemiyor, Sırp erkek arkadaşı, veganlığı ve en büyük arzusu olan bu İzmir’de koruma altına alınan inek Ferdinand’ın bulunduğu animal bişiy bişiyinde gönüllü çalışmak ve artık böyle şeyler yapmak istediğini söyledi. 11 yaşından beri gelen vejeterjanlığını ve hayvanları kesmenin feci bir vahşet olduğunu konuştuk. Ona madem politikaya bu kadar düşkün hem de içinde büyümüş biri olarak neden yeni bir parti kurulup hayvan ve insan haklarını savunan, etnik herhangi bir kimliği olmayan, yüzü sevgiye dönük bir parti kurulmadığını, onun da bunda aktif bir rol oynamadığını sorduğumda sesindeki o umutsuz ve küskün tonla “Ne olacak ki, bizler %5’e bile zor gireriz” dedi. Oysa Nevşin bir ironman olarak sonuç değil süreçte bize güç verirdi. Söyleşimizin tamamını merak eden ve canlıda kaçıranlar patreon/radyokaravan’a üye olsun. Bi türlü beceremeyenler de [email protected]’dan “nasıl üye olunur”un power point dosyasını istesin.