İngiliz asilzadeleriyle ilgili bir kitap mı okumuştum sanki. Ama bir dakika, olamaz bu çok saçma, niye onlarla ilgili kitap okuyayım ki ahah herhalde bir kitapta sözü filan geçti. Artık nerede geçtiyse, diyordu ki, bu asilzadeler yepyeni kıyafet giymeyi görgü kurallarına aykırı bulurlarmış. Söz gelimi yepyeni bir gömlek, yepyeni bir ayakkabı, ceket giymek ve bu parlaklıkla cemiyet hayatında görülmek ayıp karşılanırmış. Bir başka yerde de yeni ayakkabılarını önce uşaklarına giydirdiklerini, ayakkabıyı biraz rahatlatıp sonra kendileri giydiğini okumuştum. Her halükarda bu kadar mükemmeliyetçilik sinir bozucu. Bu aristokrasi, bu asalet… Oysa kirli olmak, hayatının bir yerlerinde yüzünü kızartacak tortular, hikayeni diğer hikayelerle buluşturduğunda hem onları mahçup etmemek hem daha anlatacaklarını karnı tok bir merakla dinlemek için, dibine sarhoşların ya da köpeklerin çiş ettikleri duvara oturduğunda birlikte alnının kurumuyla iki çiğdem çitleyecek tortular.

Mert Fırat’ta da genellikle ‘kaliteli ünlüler’e has o mükemmel karışımı gördükçe her ne kadar sevip takdir etsem de, bu ‘mükemmel insan’ duruşlarının altında ya bir takım şeyler gizlediklerini ya da iç seslerinin -kimi zaman bir baba, kimi zaman aşırı ilkeli bir öğretmen, kimi zaman hayali pelerinini geceleri üzerine örten bir kahraman ve çoğu zaman da minnet borcu taşınan yalnız bir anne ya da baba- kendi seslerini bastırdığını düşünürdüm. Evet klişe bir düşünce ama kıllık değil mi, ben düşünürdüm işte. Çoğu zaman öyle olmadıklarını bile bile, bir muhalefet yaratmak için. Mert Fırat halbuki ne yapsın, düpedüzgün, yaptığı işlerde sanata hizmet etmeye gayret gösteren, magazinin cayır cayır rüküş renkleriyle içimizi bunaltmayan, gözümüzü yamultmayan, genç sayılabilen ve aklıbaşında biri. Sohbetimiz sırasında ona bir röportajında “Ben işkoliğim” dediğini okuduğumu ama bu “İşkolik” mevzuunun doksanlardaki gibi başarıya açılan bir terim değil, bilakis kendi ile yüzleşmemek için soluğu işte almak olduğunu söylediğimde “O röportajın tamamını okusaydın öyle olmadığını görecektin, dedi beni mahçup da etmemeye çalışan samimi ve ondan beklenmeyen gevrek konuşmasıyla; konu kendinden kaçmaya varıyor zaten…” Bak gene ya. Yani kardeşim, bir kere de bir yanlış söz söyle, bir yerde eksiklik olsun. Ama bu benim genellikle duyduğum bir kıskançlıktır. Düzgün ve bu düzgünlüğünden ötürü hata yapmamış, büyüme grafiği hep yukarıyı gösteren ilkeli insanları her zaman kıskanmışımdır. “Ya Mert neden bu kadar kolalı gibisin, çok fazla düzgünsün” dediğimde güldü, sesinden görünmeyen, kocaman bir gülümseme yayıldı radyoya. Ama zaten onu sevme sebebimiz de bu gülüşü değil mi biraz? Kocaman, bulunduğu yere duru bir mutluluk getiren gülümsemesi.

Sonra soyadıyla aynı soyadı olan ve Mert Fırat’a tıpatıp benzeyen İdil Fırat ile bir ay önce yaptığı evlilikten bahsettik biraz… “Ben eşimin soyadını aldım” dedi, sonra da hep beraber güldük. Belki benim fazla ünlülerle konuşurken “Şurada da şunu sormalıyım yoksa küsüp röportajı yarım bırakırlar” ezberlerimden kaynaklanan bir dizgindendi bu senaryo gibi konuşuyoruz hissiyatım (gerçi Mert Fırat asla böyle bir şey yapacak biri değil,) belki de onun meşguliyetinin yarattığı acele ile panik olmuştuk. Çünkü hakikaten o kadar meşgul o kadar meşgul ki, şu kırk dakikalık röportajı bile zar zor bulduğu bir kahve molasından araklamıştır eminim. Gerçi çok kıymetli şeyler de konuştuk Mert Fırat ile. Sansürlemeden, dizginlemeden: Babasının gazinocu oluşundan, evlerine gelen dönemin en yaldızlı kimselerini gördüğü küçüklük pencerelerinden, babasına biraz da hasret büyümüş oluşundan, onu aslında annesinin büyüttüğünden ama mit olarak nedense hep babasından bahsedildiğinden, okul hayatının başarılarından… Bütün bunlarda biraz da anneye minnet borcu, babaya kendini beğendirme gayreti barındırdığından da bahsettik. Tüm samimiyeti ile.

Memlekette kadınlar kırkına geldi mi hayatı bir nevi biter, erkeklerde ise yeni başlar. Mert Fırat aslında hayata daha yeni başlıyor. Yolu açık olsun. Röportajımızı canlıda kaçıranlar Patreon.com/radyokaravan’a üye olarak Mert Fırat röportjımızı dinleyebilir. Üye olamayan çobanlar da toni’ye mail atsınlar.