Şimdi size internet haberciliği taklidi yapacağım; “ÖYLE BİR HAREKET YAPTI Kİ…”merak edip tıkladınız. Karşınıza çıkan fotoğrafın altında bir satır yazı, habere konu olan şahıs meğerse elini cebine sokmuş. Ya da “TÜRKİYE’Yİ SARSAN OLAY!” başlığını gördünüz. Türkiye’de yaşayan biri olarak merak edip tıkladınız. Alakasız bir haber… Türkiye’yi sarsan olay beni niye sarsmıyor! Ben Türkiye değil miyim!
Sosyal medya haberciliği “ne kadar tık, o kadar para” sistemine dayandığı için bu gibi durumlar sıklıkla yaşanır oldu. 90’larda televizyon haberciliğinin “klip haber” anlayışı günümüzde “fotoroman haber”e evrildi. Hangisi daha kötü kararı siz verin. Son dakika haberlerini kaçırmamak için telefonunda haber sitesi bildirimlerine izin veren biri olarak bu tuzağa çok düşüyorum. Kırk yılda bir ilgimi çeken bir haber olduğunda da haberin tamamını okuyana kadar uğramadığım taciz kalmıyor. Başlığa tıklıyorum bu sefer karşıma reklam videosu çıkıyor. Reklam videosu bitene kadar kulağımı kapatıp girilen şifreye bakmadığını belli etmeye çalışan moto kurye gibi kafamı başka yöne çeviriyorum. O bitiyor bu kez de sayfanın kendi pop up’ları ekranı kaplıyor. Onların çarpılarını bulup sağlı sollu kapatıyorum. Balta girmemiş bir ormanda elindeki baltayla ilerleyen bir maceraperest gibi…aç parantez. balta girmemiş ormana baltayla girildikten sonra artık o orman balta girmiş orman oluyor. kapa parantez. Nihayet habere ulaştığımı sanıyorum ama ne mümkün! Bu kez de her cümle için yeni bir ekrana tıklamam ve aynı sarmalı defalarca yaşamam gerekiyor. Gazetede olsa 10 sütun santimi geçmeyecek haberi okumak için onlarca alakasız şey görüp bir sürü megabayt tüketiyorum. Bunlar da yetmiyormuş gibi bu haber siteleri sonsuza kadar tıklamaya devam etmemi istediği için haberin sonunda beni kandırmaya çalışıyorlar! Nasıl mı? Diyelim haber bitecek, son cümle şöyle olsun “…genç oyuncu açılışta beyaz kıyafetiyle adeta bir kuğu gibiydi…”. Bundan sonraki sayfada; “biraz da kuğuları tanıyalım; kuğular ördekgiller familyasına ait çok iri ve genellikle beyaz…” diye bu sefer de kuğular hakkında bilgi vermeye başlıyorlar. Ve mantık yine aynı: bir cümle, bir fotoğraf! Yani biraz boş bulunsanız saatlerce tık tık tık tık diye mala bağlar “dünyanın en zengin insanları listesi”nden “kurbağaların akıl almaz cinsel hayatına” yumuşak bir geçiş yapabilirsiniz. Celal Şengör’ün ateizm hakkındaki konuşmalarını ararken Arif’in Manchester’a attığı gole gelen youtube gezginleri gibi sosyal medya dehlizlerinde kaybolabilirsiniz. Ben de bu tuzaklara düşmemek için haberlerin sadece başlıklarını okuyorum. Bu kez de beynimde yarım yamalak bilgiler oluşuyor: “KORKUTAN DEPREM, YIKILAN BİNALAR VAR! (kim bilir nerede? ölü, yaralı var mı acaba?) “BARCELONA’NN YILDIZI TÜRKİYE YOLUNDA” (Messi’yi mi aldık?) “METEOROLOJİ’DEN İSTANBUL İÇİN UYARI” (Büyük ihtimalle fırtına filan geliyordur?) gibi yalan yanlış bilgileri tahminlerimle şekillendiriyorum. Onlara para kazandıracağıma kendi yalan gündemimi yaratırım. Ancak tıklamaktan gelen gücümüzü kullanırsak bu sistemi yıkar, bu oyunu bozarız arkadaşlar!
Peki size başka bir soru: Bir yerin batacağını nasıl anlarsınız? Bilanço? Kar-zarar? Yatırım? Yöneticilerin tutumu? Hiçbiri değil. Eğer bir yer çiğ köfte satmaya başlamışsa çok yakında batacak demektir. Çevrenizde sinek avlayan kafeler, marketler, kebapçılar, büfeler görmüşsünüzdür. Bütün bunların batmaya yakın tutundukları son dalları çiğ köftedir. Bir sabah bi bakmışsınız evinizin karşısında aylardır sigara standı bomboş duran market bir köşesinde çiğ köfte dürüp satmaya başlamış. Yolun biraz ilerisinde iki ay önce büyük prodüksiyonla açılış yapmış (hapçı dj ve eroinman palyaço) kimsenin uğramadığı neon tabelalı piliççi, çiğ köfte tezgahını girişe koymuş. Çiğ köfte satmaya başlayıp da batmayan tek yer çiğ köftecinin kendisidir! Yalnız bu bağlamda çiğ köftecilerin batması da çok sancılı oluyor. Çiğ köftecinin sinek avlayanı, tam sinek avlıyor dostlar. Ben, iki ay boyunca hiç iş yapmayıp en sonunda çiğ köfte tezgahının yanına waffle tezgahı koyan, yine satış yapamayınca ÇİĞ KÖFTE+WAFFLE+ÇAY= 10 TL. kampanyası yapan, buna rağmen beklenen müşteri patlaması yaşanmayınca altın vuruşunu bu kampanyanın üstüne Minions tişörtü hediye ederek yapan adamın harman olduğu yerden geliyorum. Anlattıklarım size abartıymış gibi gelebilir ama Allah belamı versin doğru söylüyorum! Bir çoğunuzun “bela okuma” dediğini duyar gibiyim. Tamam okumam ama doğru söylüyorum.
Millette ne kadar çok para var dostlar! Allah daha çok versin kimsenin parasında gözümüz yok da iş yapmayacağı bu kadar belli olan yerleri bir sürü masraf edip açıyorlar sonra da müşterinin oturacağı sandalyeye oturmuş başını öne eğmiş fıttırı fıttırı cep telefonlarıyla oynuyorlar ya! Ben, bana hizmet edecek adamı benim oturacağım sandalyede otururken ya da cep telefonu, dizüstü bilgisayarını almış bir şeylerle uğraşırken görürsem oraya giresim gelmiyor, onu rahatsız etmek istemiyorum ne yalan söyleyeyim. Facebook’ta arkadaşlarının tatil fotolarını like’larken “bana bir kıymalı bir patatesli kır pidesi bir de limon” diyesim gelmiyor. Kimse esnaf kan ağlıyor demesin! Sokağa atacak bu kadar para olduğuna göre kimsenin ağlamaya hakkı yok! İnsan bir strateji belirler, bir iş planı yapar, lokasyona bakar, etrafı gözler…yok… bunlar paldır küldür pet shop’un boşalttığı dükkana elektrikçi açıyor, ondan bilgisayarcı devralıyor, sonra sırasıyla, pideci, döşemeci, balıkçı, kafe, berber, eczane, bijüteri, kahvaltıcı, manav, en son da tahmin edeceğiniz gibi çiğ köfteci… Ve bunların hepsi bir senede oluyor. Arka arkaya bu kadar iş kolu sayınca aklıma şimdiye kadar gördüğüm en acayip konsept geldi; sol tarafı kuruyemişçi sağ tarafı kırtasiye olan, hermafrodit bir dükkan görmüştüm yıllar önce. Kuruyemişçinin kese kağıdı bitince kırtasiyeden A4 zarf istiyordu, kırtasiyecinin bir avucunda sürekli leblebi vardı filan, çok değişikti. Sonra o dükkana ne oldu bilmiyorum ama her halde hangisi daha çok geliştiyse diğerini aldırıp yola o sektörde devam etmişlerdir.
Bu noktada “bal”dan bahsetmemek olmaz diye düşünüyorum. Bir ürün her yerde mi satılır! Ben balcı olsam gücüme gider. “Meslek iyice ayağa düştü” der bırakırım. Eline fotoğraf makinesi alanın fotoğrafçı olması gibi (photo by cemşit davaroğlu) herkes balcı anasını satayım. Koç holding’in girişindeki bankonun üstünde kavanoz kavanoz bal görsek garipsemeyeceğimiz bir duruma geldi. Bu arada siz orada burada bal satanlara bakmayın onlar hileli bal satıyorlar. Eğer gerçek Karakovan petek balı istiyorsanız alttaki iletişim kısmından ya da mailimden bana ulaşabilirsiniz. Siirt’ten bir akrabamız getiriyor.
Anıl Çağatay
Ek alanı