Kızın yaş 5 oldu bende bir durulma. Boy uzadı, kilo az, dil pabuç gibi bir insanla hala 7/24 beraberim. Sadece 6 ay kadar kreşe gitti. Yani diyebilirim ki 5 yaşına kadar bizzat besledim, büyüttüm.

 

35 yaşında kucağıma aldım, 5 yılda 60 yaşımı gördüm, şimdi okullu oluyor ve ben ne yapacağım bilmiyorum.

 

Bana bu 25 yıl gibi geçen 5 yılı kim geri verecek?

 

Tabi ki avucumu yalayıp peçeteye sileceğim. Ve bundan sonraki yeni sürece gel, ama yavaşşşşş gel diye usulca sesleneceğim.

 

O çok sızlandığım 2 yaş sendromu –korkutmak gibi olmasın- devenin kulağındaki ince kıl imiş.

 

Konuşmaya başlasa, derdini anlatsa diye sızlandığım o minik canavar yeter ki sussun diye evin beyaz duvarlarını boyamasına izin veriyorum.

 

Şu an sadece günaydın anne desin, karnım acıktı desin, çok güzel olmuş bir tabak daha yerim desin, sen banyoya gir anne ben oyuncaklarımla oynarım desin, akşam yemekte ne var desin, eline sağlık anne iyi geceler desin yeter mesela.

 

Fazlası yoruyor.

 

Sabah absürt rüyalarını dinlemek, kakasının renginin neden yeşil olduğunu, su içmenin faydalarını, dünyanın kare değil yuvarlak olduğunu anlatmak, arkadaşı merve’nin şişko olmadığını, oyuncak kedisinin hasta olmadığını anlatmak gerçekten yoruyor.

 

Baktım susmuyor, veriyorum eline makası. Kes arkadaşım kes kurtul. Sen de kurtul ben de.

 

Al boyayı boya. Al hamuru yapıştır halıya tamam.

 

Ama bir sus ya.

 

Evde yangın çıkmış gibi koşarak parka gidiyoruz. Parklar başka alem.

 

Terlikli varoş teyzelere bırakılmış çocuklar, filipinli bakıcılara bırakılmış çocuklar, anneanneye-babaanneye bırakılmış çocuklar ve ben.

 

Bir zaman aman düşecek, aman salıncak çarpacak, aman tahterevalli kafasına düşecek diye korktuğum yaşları atlattık.

 

Şimdi yenileri çıktı.

 

Bebe heyecan arıyor. Kaydıraktan ters çıkmak, poşetten paraşüt yapıp yüksek yerlerden atlamak, salıncağa ters binmek, kendini ölümsüz süper kahraman zannetmek..

 

Ya 40 yaşındayım, annem 40ken ben 15tim, en korktuğu şey sigara içmemdi. İçiyordum ama zararım kendime.

 

Uğraştığım şeye bak. Herşey yaşında, zamanında güzel arkadaşım.

 

Parkta bizimki çubuk kraker yiyor, 3 yaşındaki bebesiyle ergen anne gelip “ biz kraker yemiyoruz di mi oğlum” diye beni kınıyor. Vah g*tüm be! derdine bak.

 

Sabahtan akşama susmayan bebeyi azıcık rahatlayayım diye parka götürüyorum, yarın ne olacağı meçhul çocukların pimpirikli ebeveynleriyle saçma diyaloglara giriyorum.

 

Biz kraker yemiyoruz di mi oğlum? Salatalık mevsimi değil biz yemiyoruz di mi kızım? Biz kaydırağa ters binmeyiz, onlar kaka di mi çocum?

 

He he öyle he.

 

Hepiniz pırlantasınız biz bokuz he.

 

Alayınıza isyan ulan.