Evet yine ben. Ne var? Burası benim özel alanım. İstediğim gibi yazı yazarım. Sen gelip giriyon. Asıl senin merhaba ben geldim demen lazım ben niye diyorum ki? Ben hep burda duruyorum zaten. Sen arada gelip gidiyorsun. Evet geri aldım yine ben lafımı. Asıl sen yine sen! Agresiflikte çığır açtım resmen, gölgemle kavga ediyorum aksjdhgajsgd Neyse.

unnamed (45)

Bugünkü yazımızın konusu noter. Evet noter. Noterler küçüklüğümden beri çok ilginç gelmiştir bana. Büyüyünce noter olmak istedim hep. Sonradan noterin bir bina olduğunu anlayınca vazgeçtim. Evet beton gibi kaslarım var ama apartman olacak da halim yok doğrusu.

Evet sevgili vatandaşlarım nedir bu noterler? Ne işe yarar? Noterler sabah 9’da açılır. Biz de gideriz. Misal araba satacağız. Yanımızda alıcı ve biz noterde çeşitli kağıtlara imza atıp kaşe bastırırız. Sonra da kağıtları paylaşır, evimize gideriz. Ya da bi cafeye gidip kıymalı börek yeriz. Noterler daha kalifiye muhtar gibiler. Muhtarlar büyüyünce noter olur. Noterlerde çalışan kızların dövmesi olur. Sabah erken gittiğinizde noterde çalışanlar suratsız olur. Hizmet aldığım kişilerin suratsız olması beni çok kızdırır. İvedi bir şekilde azarlarım. “Ben mi noterdim abi sen noter?!! Beğenmiyorsan git başka iş yap!” evet yine güzel konuştum. İnsan mutsuzsa gider başka iş yapar mutlu olur di mi? Yok ya? Nasıl da hemen kafa sallıyon ordan onaylayıcı, edilgen piç. Niyeymiş mutlu olacakmışız? Mutlu olmak zorunda değil kimse. Benim bu konuda noter tasdikli belgem var. Evet var! Nasıl bir belge bu? Tabi noter de şaşırdı bu isteğime. Dedim “Bu kağıda kaşeni basıp imzala noter, ücreti ne kadar?” Noter aldı şöyle bir kağıdı inceledi, sonra beni inceledi. “Nedir bu?” dedi. Dedim”Mutluluk durumumu bildiren bir muştu” Gözlerini benden ayıramıyordu noter. Karşılıklı terlemeye başladık. Sabah güneşi kendini hissettirmeye başlıyordu. Alnımdan bir ter damlası süzülmeye başladığı an konuşmaya başlayacaktım ki noter dile geldi. “Beyfendi bu kağıtta mutluluğun amk yazıyor. Bunun neresi muştu artı bunu neden noterde tasdik ettirmek istiyorsunuz ben hiç anlayamadım doğrusu”dedi. Bir süre daha bakıştık. Derhal cevabımı bulup notere haddini bildirmem gerekiyordu. “Parası neyse veririm” dedim aniden. Tekrar kağıdı inceledi noter. “45 tele” dedi. “Ok” dedim. Sol el bileğinden omzuna doğru prematüre bir ejderhanın koluna dolandığı kız benden nüfüs cüzdanımı istedi. “Neden?” dedim. “Sizin bu kağıtta yazan kişi olduğunuzu nerden bileceğiz çünkü” dedi. “Benim bu nüfüs cüzdanında yazan kişi olduğumu nerden bileceğiz peki?” dedim. Karşılıklı bakıştık bir süre. Kızı köşeye sıkıştırmıştım. Ejderha dövmesi sırtına kaçmaya çalışıyordu. “Beyefendi sizin derdiniz ne? Verir misiniz lütfen cüzdanınızı yoksa ben diğer işlerime bakacağım” dedi kız. “Benim derdim biraz olsun anlayış küçük hanım. Misal sizin bu kolunuzdaki ejderha gibi bir insanım ben. Kah ordayım kah burda. Birini andırıyorum ama kim olduğum tam da belli değil. Başarısız bir ürünüm ve bunu tasdik ettirmek istiyorum.” “Dövmemi beğenmediğinizi mi söylemek istiyorsunuz?” dedi kız. “Hayır dedim. “Dövmeniz hiç dikkatimi çekmemişti doğrusu” dedim. Sırtım terden ıslanmıştı, yapış yapıştı. “Klima almayı düşünmez miydiniz? “ dedim. “Şimdi anlaşıldı dedi kız. “Apartman kapısındaki yazıyı görmediniz sanırım. Pazarlamacılar ve satış elemanları giremez yazıyor. Lütfen çıkar mısınız…” dedi kız. “Hanfendi yalnız ben dilenci değilim ve klimalarda %45 oranında indirimimiz var.” dedim. Dinlemedi. Ejderha sırtından bana tıslıyordu. Ben de ona tısladım. İçerden gelen iri yarı adam bana bakıyordu. “Sabah sabah belanı mı arıyorsun kardeş sen. Klima falan almak istemiyoruz dedik ya. Hadi git artık” dedi. Adamın yüzünde 8,9 şiddetinde depremler oluyor gibiydi. Ağzı bir fay kırığı gibi tekinsizdi. Gözleri harekete geçmekte olan volkanlar gibi bana bakıyordu. 2 küçük karadeliğe dönmüş gözlerimle ona bir süre daha baktım. “Peki anlıyorum. Peki vantilatör?” dedim. Kolumdan serttçe tuttu. Beni kapıya doğru ittirdi. Kız kıkırdadı. Ejderhanın tek gözü kayboldu. Adam “Yürü git lan!” diyerek tektonik titreşimler yaydı ortama. Derhal kendime yaşam üçgeni bulmam lazım diye düşündüm ve kapıdan dışarı çıktım. Hava güzeldi. Kıymalı börek yemeye karar verdim. Ben giderim o gider, ardımda noter noter der…

İşte bu haftaki yazım da bitti hem de konuluydu bu kez ısısıısssıı nasıl? Evet bundan böyle konulu olacak yazılarım, parça atacam araya. Bak ya! İyi bari diyor. Aslında hepsinin konusu var ama sen anlamıyon hofff! Keşke de Eduardo Galeano ölmeseydi : ( Ama yapacak bir şey yok. Hayat devam edip gidiyor işte, zaman geçiyor, zaman göçüyor. Sevgili 3 yaşındaki Jr’ümün de her zaman dediği gibi, “Görelim bakalım neler olacak…”

Netameli günler dilerim…