Merhaba uu beybiz,

Sizden ayrı kaldığım zamanlarda afedersiniz mabadım delik deşik oldu. Mabad nedir diye etrafına bakan ptırıcıklar sözüm size, yani götüm diyorum delik deşik diyorum. Bi sürü inne oldum. Çünkü aniden boğazıma bir acı saplandı bir akşamüstü. Doktora gittim. Şöyle dedi böyle dedi. İltihap dedi. “3 gün sabah akşam Penisilin sokacağız çıplak bedenine, zerk edeceğiz iyileşme umudunu teninden içeriye” dedi. “Adını koy doc, ölecek miyim?” dedim koyamadı. Zaten bu tip ne idüğü belirsiz olguların nedeni biliyorsunuz sinirseldir. Tıp sektörü adını koyamadığı her şeye sinirsel der, komputercilerin aç kapa düzeliri gibi. Allahın cezaları! Pozitif değilsiniz, bilim hiç değilsiniz!

unnamed (44)

Dolayısıyla bu haftaki konumuzu sağlığa ayırmaya karar verdim çünkü anladım ki hiç kimse hiç kimse ben değil, hiç kimse benim kadar sağlığıma düşkün değil. Yani diyorum ki herkesin sağlığı kendine en önemli. Evet dostlarım, insanın sağlığı yoksa gerisi beş para etmiyormuş. Bi de benim sağlığımdan benden başka kime ne ki? Diyelim boğazım ağrıyor. Yanımızdaki kişiye boğazım ağrıyo dedik. Yanımızdaki kişi derhal üzülmüş gibi yapıp oy canım der. Lan oy canım ne? Benim ağrım var sana noluyo? Ne anladın da hemen yüzüne üzgün smileyı koydun. Yemezler. Kimse kimsenin sağlığını anlayamaz, anca eşlik eder. Dolayısıyla kimse bana ben hastayken üzüldüm demesin. Üzüldüm derken kim bilir aklından neler geçiyordur. Şuraya mı gitsem bunu mu yapsam yoksa şunu mu yesem. Oysa ben orada sadece acı çekiyorum, ağlıyorum. İşte sağlık bu yüzden önemli ve kişiseldir. Misal senin işaret parmağın acıyor, işte evet artık dünya o işaret parmağındadır, gerisi fasaryadır. Ayrıca işaret parmağı acısı ne olabilir ya, benim boğazım ne biçim acıyor senin haberin var mı? İşaret parmağını da al git burdan!

Ben bugüne kadar böylesine büyük bir acı yaşamadım sevgili. Bildiğin su içemedim. Yahu su içmekte ne var di mi? Çok kolay. Bugün bir altına sıçan bir bebek bile içebilir suyu. Evet içemedim. İnanılmaz kaslı bir insan olmama rağmen, yutkunma kaslarım çalışmadı, zaten çalışsa bile adeta kırık cam yutuyordum. Camları yuttukça yerlerde üzerine yılan dolanmış bir tavuk gibi çırpındım durdum. Bunlar güzel eğretilemeler. Tabi ki böyle yapmadım? Sonuçta burda bir yazı yazıyorum. Zengin göstersin diye çeşitli numaralar, kelime oyunları. Köylü müyüm ben öyle acı çekeyim? Bir kentsoylu gibi acı çektim. Pencereden sokağa bakarak yaşadım acımı. Çektiğim acıları, gözümden süzülen yaşları bir tek pencere camındaki yansımamdan görebilirdiniz. Misal dün gece elantrikler kesilince feneri ağzıma sokup açtım. Götümden incecik ışık hüzmeleri sökün etti ortama, tek şahidim aydı. Lirik, didaktik ve iplik bir hava verdi. Salon aydınlatmamı bu şekil kullanmaya karar verdim. Tabi ki benim götümle değil! Başkasının delik deşik götü de değil? Gerçek de değil. İmitasyon olması lazım. Salonumda delik deşik gerçek götü ne yapayım allasen? Gerçi sahtesini de ne yapayım ki? Akıl sağlığım da elden gitmek üzere kanımca. Dekorasyon fikirlerim beni ele verdi. Neyse…

3.günün şafağında yediğim iğneden sonra acı artık nispeten normal hastalık kıvamına geldi. Bu yüzden oturdum size anlatıyorum işte durumları. Sonra bir de baktım dölar ve altın yatırımlarım almış başını gitmiş. Aldı mı beni bir keyif? Yok lan yok ne alacak. Boğazım geçse de rakı içsem diye gün sayıyorum. Sonuçta rakı alacak ve aylık internet paramı ödeyecek kadar param olsun bana yeter. Bir de yemek tabi. Ha bir de kıyafet ve ev tabi. Araba da verin. Benzin, peçete, leblebi. Onlar da lazım. Sonra hasta olursam doktor parası. Tatil parası. Ölürsem cenaze parası. Jr’e de para lazım. E bu durumda çalışmam gerekiyor. İşe gitmem lazım. Oha işe gitmedim ben 3 gündür lan? Bye for now 🙁

Netameli günler dilerim…