Bir süredir her görümcenin hayalindeki hayatı yaşıyorum; çünkü gelinimin evinde oturuyorum.  Kardeşim, bizim gelin, yeğen falan binlerce kilometre uzaktayken hem de. Ona yenge de diyebilirmişim –hatta doğrusunun bu olduğunu iddia edenler de var-  ama ‘gelin’ demek hiyerarşik piramitte beni daha yukarıya oturtuyor sanki.  Şöyle ki; bizimkiler bir süreliğine yurt dışındalar, bu esnada bende kendi evimi taşıma sürecindeydim, sağ olsunlar ‘Geç bizim evde otur daha rahat taşınırsın’ dediler.  Ben de iki bavul bir çocukla geçtim oturdum.

Aslında ben edebimle otururdum oturmasına, otel gibi kullanıp hiçbir kapağı açmadan, depoya kilere bakmadan,  gelir gider yer içer yatardım ama bırakmadılar ki anacım. Her gün bir şey istediler, şunu bul, bunu gönder, ötekini Ali’ye ver, berikini Veli gelip alacak. Mecbur evin her kapağını açtım, her çekmecesine baktım. Ama az baktım.

Hayır, öyle olmadı. Daha ilk akşam bavulları antreye bırakır bırakmaz etrafta şöyle bir 360 derece göz gezdirdim. 583 kere gördüğüm ev, içinde ev sahipleri olmayınca Alice’in tavşan deliğinden düşende vardığı Harikalar Diyarı gibi göründü.

Previously on Lost… Ben görümceyim, burası da bizim gelinin evi, gelin evde yok. Düşün ey Türk kadını.  Sen o topraklara bayrağını dikmezsin de naaparsın?

Her akşam çocuğu yatırıp sanki mesaiye geç kalmışım gibi bir aceleyle ‘Eveeet bu akşam da misafir odasını ele alıyoruz’ diye bir dalışım var görmen lazım. Tozunu attırıyorum, didik didik ediyorum, bir yandan söylene söylene kurcalıyorum. Ne kadar ayıp bişey yaaa. Valla Türk Milli Mahalle Heyeti’nin bana verdiği görümcelik görevi olmasa hayatta yapmam. En azından bu kadar yapmam, biraz yaparım. Bana bile overdoze geldi.

Bir de elin evini kurcalayıp gördüklerini kendine de saklayamazsın, başlarına kakacaksın ki elalem ‘Heytt be görümce gibi görümce’ desin. Yazık değil mi diğer gelinler görümcesinden şikayet ederken neden bizim gelin boynu bükük kalsın, ‘Valla benim görümcemle hiçbir sıkıntım yok, arkadaş gibiyiz’ mi desin garibim, dışlansın mı, günah. Her akşam facetime’dan konuşurken, lafı döndürüp dolaştırıp konuya getiriyorum;

‘Allah aşkına neden sizde 3 tane yoga matı var, ne zaman yoga yaptınız?’

‘Sırf meraktan soruyorum, neden 62 paket limon kokulu büzgülü çöp torbası var?’

‘Neden istisnasız  her odada bir makas, bir tabure, bir sepet var?’

‘Askeriye çamaşırhanesi mi burası? Niye 2 çamaşır sepeti, 3 tane tel çamaşır asma zımbırtısı var?’

‘İnsan niye etiket sökme spreyi alır, kavanozu sıkoçbraytla sürt, sonra bulaşık makinasına at, ne var yani.’

Bardağı taşıran son nokta depoda bulduğum bir rulo fosforlu sarı  ‘DİKKAT OLAY YERİ’ şeridi oldu. Nedennnnn diye en yakın çelik merdivene çökmüşüm. (çünkü 2 tane var)

O gün anladım ki bu savaş tek başına verilemeyecek kadar büyük. Konuya annemleri dahil ettim, gelin mangal yapalım diye ilk kongreye çağırdım. ‘Allaaanı seversen anne şuna bak, bir mekanik bir de elektrikli makarna yapma makinası var. Baba bak iki matkap üç vidalama makinası var, zımpara makinası bile var babaaa’. Derken Beyim Bey Beyliği de orduya katıldı. Saydırıp duruyoruz her hafta sonu ‘Abi neden bir evde herrr odada makas olur? İki adım yürü yan odaya git ordan al.’ ‘Bak bak bak allahını seversen fermuarlı poşetlere bak. Her boy almış ya 4cm, 5cm, 8cm, 11cm, 20cm. Bi de etiket koymuş hepsine te allaaam, yahu büyük boyundan al gitsin işte, her şey ona sığar, bitince bir daha al. Nasıl bir israf bu ya.’, ‘Bak bak paralar nereye gitmiş bak.’ (Sanki bizim paramız)

Tabi Gelin Hanımistan yenilince müttefik olduğu için Bizim Oğlanya da yenilmiş sayıldı. Herkesin ağzında aynı laf ‘Yok yok bizimkinde de var’, ‘Bak kaç tane model uçak var, bunla gelin oynamıyor herhalde’, ‘Eşşek kadar adam oldu legodan Voltran yapmış.’ ‘Voltran değil o anne, Starwars’un bişeysi’, ‘Drone bile almış şuna bak, bizim dizinin setinde yok Drone, bu nasıl ev ya?’ Ev değil çünkü, dedim ya Harikalar Diyarı.

Jan Darc gibiydim, halkı ayaklandırmıştım, artık bir görümce liderliğinde başlayan taarruz enişte, kaynana ve kayınbabanın da katılımıyla Conk Bayırına doğru yayılarak ilerliyordu. Game of Thrones Menemen ayaklanmasıysa, gelin-görümce / enişte-kayınço çatışmaları İkinci Dünya Savaşıdır.

Tabii savaş olur da hain olmaz mı? Bu savaşın Arabistanlı Lawrence’ı da bizim bey çıktı. ‘Duyguuu, şu fermuarlı poşetlerden versene bir tane, duşakabinin menteşesi kırılmış, örneğini yanıma alayım da nalbura uğrayayım… Bu kadar büyüğünü naapıcam ben kadın, duşakabini mi koyucam, 4cmlik var orda, ondan ver.’

Ardından babam gelip ‘Şu vidalama makinasını almaya geldim, çok lazım’ dedi. Annem 658 çeşit banyo paspasından birine göz dikti ama açıkça söyleyemedi, her geldiğinde Madam Coco dükkanını aratmayan raflardaki renk renk paspaslara dokunup, şunun da rengi ne güzelmiş, benim seramiklere güzel gider dedi. Orduda çözülmeler başlamıştı, artık milli mücadeleye devam etme gücünü kendimde bulamıyordum. Bir gün kendimi şöyle bağırırken buldum ‘Kim aldı çamaşır odasının makasını?’ Bu teslim bayrağını çekmek değil de neydi? Kızım da ‘Ayşecik Vatan Haini’ olarak bu sene gizli ajanlı doğum günü yapmaya karar verince dönüp ‘DİKKAT OLAY YERİ’ bandını aldığımda artık düpedüz Hasta Adam’dım.

Taşınmamın sonlarına doğru en son fermuarlı poşete lego parçalarını doldurduğumda, en son çöp torbası da konteynıra atıldığında anladım ki savaşı kaybetmiştim. Artık işgal ettiğim toprakları sahiplerine bırakıp geri çekilme vakti gelmişti. Kendi evime geçtiğimde batının tüketiciliğine o kadar alışmıştım ki kendi evimde sadece bir boy çöp torbası olması bana 2. Dünya savaşı sonrası yokluk dönemindeymişim gibi geldi.

Hala komşu ülke topraklarıyla ticaretimiz sürüyor. İki ev arasında bir İpek yolu oluştu.  Arada bir gidip ikinci çamaşır asma şeysini (meğer ne kadar rahatmıııışşş, hafta sonu 3 makine yıkayabiliyorum şimdi, asacak yer kalmadı derdim bitti), etiket sökme spreyini (artık onsuz bir hayat düşünemiyorum) aldığım oluyor. Ev Sahipleri sigara-puro içmedikleri için hümidatörü, hiç resim yapmadıkları için 3 tane ahşap kutulu yağlıboya setlerinden birini zaten taşınırken getirmiştik. Listeme yazayım da bir daha gidince şu yoga matlarından birini de alayım, stüdyoda elalemin pis pis matlarına kafamı yaslamayayım.  İnşallah onların dönmesine yakın baş yastıklarını götürüp yerine koymayı unutmam. Ah o caaaanım visco yastıklar, nasıl ayrılacağım…

Ne demiş atalar ‘Allah lüksü dağa vermiş dağ oralı olmamış, insana vermiş insan hemen alışmış’ ve insanın tükürdüğünü yalaması yerçekiminden daha gözle görülür bir doğa kanunu imiş. Kilerde 1 kiloluk kavanozda bulduğum ve önce ‘bu ne antin kuntin işler yaa’ dediğim Cajun baharatı o kadar lezzetliydi ki, yine olsun yine yalarım.