Georgios Kyriacos Panayiotou; Nam-ı Diğer GEORGE MICHAEL

26.12.2016…

Biyolojik saatlerimizi bile ele geçiren bu saçma düzenin içinde yine 07:30 da uyandım bu sabah. Ben ki telefonun alarmı çalmadan 2-3 dakika önce uyanınca bile kahrolurum. Üstelik işe gitmediğim bugünde bedenimin adeta bir robot gibi davranması canımı sıktı tabii ki. Balkona çıkıp üst üste 3 sigara içip bedenimi uyuşturduktan sonra tekrar yatağa döndüm ve uyumaya devam edebildim bu şekilde.

Uzun zamandır rüya görmemiştim, daha doğrusu hatırlamıyorum gördüysem de. Ancak bu sefer, muhtemelen hiç unutamayacağım bir rüya ile uyandım. Cayır cayır bir yaz günü, güneş en tepede. Güneyde bir yerlerde, yazlık villaların arasında bir bisiklet yolu. Etrafta sapsarı kavrulmuş otlar. Yeşil yok. Sitelerin, villaların arasından geçerek tatil köyü gibi bir yere varıyorum. Yanımda tanımadığım arkadaşlar var. Bir havuz. Hani kırık bir camın kenarlarında görülen yeşil vardır ya, onun koyusu işte. Bir o kadar da berrak. Biraz ürkütücü ama huzur verici aynı zamanda. Dibindeki yosunlar görülebiliyordu. Sonra onu gördüm. Sevgilimmiş meğer rüyamda. 20-25 yaşlarında. Önce o atlıyor havuza, sonra ben. Birileri daha var. Yüzüp karşı tarafa geçiyoruz. Havuzun kenarına çıkıp oturuyor. Sonra ben. Sarılıyoruz sımsıkı. Saatler geçiyor belki de o şekilde. Birden fark ediyorum ki hava kararmış. Havuzun suları çekilmiş, dibi koyu bir lacivert. Bir şey söylemeden ayrılıyor yanımdan. Sevgilim değilmiş gibi bu sefer de.Tebessüm ediyor sadece. Arkasından gidiyorum. Yok.Ayrılıyorum oradan. Göremiyorum onu. Hava tekrar aydınlanmış. Yolun karşısından oyun havası sesleri geliyor. Yadırgıyorum önce ama garip bir mutlulukla. Yolun karşısına geçiyorum. Derme çatma çarşaflarla kurulmuş bir çardak. Altında amcalar. Civarında teyzeler. Rakı var sofrada. Aynı dili konuştuğumuzu fark ediyorum. Aslında yabancı bir yerde olduğumu sanıyorum o ana kadar. Ne olur bir yudum rakı diyorum. Bir kadehin dibinde kalan birkaç yudumu bana uzatıyorlar. Orada bitti sanırım rüya. Sonrasını hatırlamıyorum.

Tekrar uyandığımda saat 09:30’du. Bu sefer önce mutfağagittim. Annem de mutfakta, balkon kapısının kenarında,“kalktın mı” diye soru sordu bana. Bu anlamsız soruya anlamsızca evet dedim sadece. Bir o kadar da derin aslında. Her sabah ki gibi türk kahvesi içmek istedim. Anneme kalsa yine o sevmediğim kahve makinesinde pişirecek. İşe gitmiyorum bugün zaten, vaktim bol. Çekmecenin derinliklerinden cezveyi çıkarıp pişirdim kahvemi, kendime göre. Sonra tekrar balkon ve 3 sigara daha. Yatağıma döndüm hemen, annemle bir soru cümlesi ve bir kelimelik sohbetimizin ardından. Kedi benden önce sıcak yatağa girip kurulmuş çoktan. Kendime yer açıp bilgisayarı aldımkucağıma. Çok lazımmış gibi haberlere bakayım dedim önce.

George Michael. Asıl adı Georgios Kyriacos Panayiotou. Bakakaldım bir süre ekrana. Hala rüyadayımdır belki dedim. Rüyada gördüğüm o genç adamın yaşlanmış, biraz kilo almış, oldukça yorulmuş bir resminin yanında öldüğü yazıyordu. Daha rüyanın etkisinden çıkamamışken hem de. Şaşkınlık, üzüntü birbirine karıştı. Bu sene ikinci kez ölen bir tanıdığımı rüyamda görüyorum; haberini almadan önce. Gerçi 2016 yılını düşününce tesadüf olma olasılığı artmıyor değil. Birisi ailemdendi; yine vedalaşmadan ve konuşmadan ayrılıyordu rüyamdan. Diğeri de George Michael…

Sevdiğim adamın ilk aşkıymış, 13-14 yaşlarındayken. Son rüyamda, sadece birkaç saatliğine sarılabildiğim hayali sevgilim oldu bu sefer de. Ben o zamanlara yetişemedim,kadın erkek bir kaç jenerasyonun ona aşık olduğu yıllara;Freddie Mercury, Michael Jackson, David Bowie, Madonna gibi… Benim tanışmam da aşağı yukarı o yaşlarda olmuştu. Muhtemelen bütçesi olmayan yerel bir televizyonun, gece yarısından sabaha kadar döndüre döndüre oynattığı video klip listesinde denk gelmiştim ilk olarak. O kadar da popüler olmadığı yıllardı işte. 2000’lerin ortaları. Mavi bir filtre ile çekilmiş bir video klip. Bir adam sakince dans edip şarkısını söylüyor. Ful karizma. Dünya umurunda değil gibi ama marjinalliğin zerresi yok görüntüde. Son derece yorgun ve yılgın ama bir o kadar aşık ve tutkulu. Biraz soğuk bir imaj ama bakışları çok samimi ve doğal; hatta sıcak. Şarkısı da çok hoşuma gitmişti. Sesi de. Adam da. Bilmiyordum kim olduğunu. İlk kez görüyordum çünkü. Kendimi de henüz yeni yeni tanıdığım yıllardı zaten. Daha doğrusu, bildiğim ama zamanla tanıdığım yıllardı.

Dinledim yıllarca sevdiğim birkaç şarkısını. Öğrendim kim olduğunu. Kendimle de tanışmıştım çoktan. İlk sevdiğim adamın ilk aşkı olduğunu öğrendiğimde daha da ilgimi çekmişti. Daha çok dinledim, daha çok sevdim. Birkaç saat önce konuştuk sevdiğim adamla, ona üzüleceği bir haber vereceğimi söyledim. Benden duymuş oldu. Onu andık. Onun deyimiyle ortak geçmişimizdi sonuçta; birçok kişiyle birlikte.

Sesi, şarkıları, hitleri, ödülleri, başarıları, yakışıklılığı, çekiciliği, ikon oluşu… Bunlardan bahsedecek kadarhalihazırda takır takır yazıya dökebileceğim bir birikimim yok. Şu yazıyı yazdığım zaman dilimi içine, bir de araştırmacı bir kişiliği dahil etmek istemiyorum. Önemi de yok zaten. Bugün dünyadan ayrılmış olması bir şey ifade etmiyor, eserleri yaşamaya devam edecek.

Benim için önemli ve değerli olan kendi gibi olabilmiş ve ölebilmiş olması; muadili olarak adlandırılabilecek pek çoklarının aksine. “Sanatçı topluma rol-model olmak zorundadır” zırvasına kulak asmadan. Şöhreti ve parayı kaybetmeyi göze alarak. Kendi varlığını, “belki buradan da ekmek çıkar” düşüncesine kurban etmeden. Diğerleri gibi varoluşunun altını çizerek, daha da ayrıştırıp ötekileştirmeden. Star egosuna ve hırsına yenilmeden. Üstelik “ahlak” denilen kuralları “ahlaksızca” ezmekten korkmadan; parklarda, tuvaletlerde sevişerek, “suç” işleyerek. Defolarını, zaaflarını, çizgilerini makyajla kapatmadan; daha çok beğenilmek ve onaylanmak adına, ışığını daha da allayıp pullayıp parlatmadan. Belki daha az mutlu, belki daha yalnız, belki daha az sevgiyle, ama varlığının ışığını perdelemeden.

Belki eğri-büğrü, kırık-dökük ama kendi ışığıyla parlayan bir yıldız olarak, kendi gibi gitti. Eminim o ışık birilerinin daha yolunu aydınlatmaya devam edecek.

Onun yolu da ışık olsun…

 

Agapanthus