90’lı yılların başında Antakya’da doğdum, ilkokul yıllarında ailemle birlikte İstanbul’a yerleştik.  ”RODE” mahlasını kullanarak yaklaşık  12 yıldır graffiti yapıyorum. Yaşadığım yer olan, İstanbul/Güngören; çevre ilçelere göre daha varoş bir kesim olduğundan gençler ya köşe başında tiner kokluyordu ya da akşama kadar top oynuyordu. Benim ilgimi ise Güngören’in garip şekilli yazılarla dolu arka sokakları çekiyordu. Ortaokul dönemimde sokaklarda gördüğüm  spray boya ile yazılmış olan bu duvar yazıları dikkatimi çekti ve beni gün geçtikçe işin içine sardı. Bu ilginç, bu asi, bu yasa dışı iş hayatımda oldukça yer tutmaya başlamıştı. İlk başlarda insanlar bizi dışlıyordu, kovalıyordu, insanları bezdirmiştik.

2006 yılında Güngören Belediyesi graffiticilere sponsor oldu. Belirlenen duvarlarda farklı şehirlerden davet edilen graffiti sanatçıları hünerlerini sergiledi. Türkiye’nin ilk graffiti festivaline imza atılmış oldu. Vee zamanla aynı insanlar benim adımı da yazsana demeye başladı! İnsanların bakış açılarını bu denli kırmak bir hayli zor iş çünkü her yerde yaptığın işi yadırgayıp, ön yargılı yaklaşabiliyorlar. Belediyenin Türkiye’de bir ilke imza atıp yasa dışı olarak kabul gören bu işe destek olması, biz gençlerin önünü açması, bizlere fırsat verildiğinde neler yapabileceğimizin en güzel kanıtı oldu.

Herkesin graffiti önünde en az bir fotoğrafı var artık. Bunun yanında işin ticari piyasası oluştu. Hem sanatsal yönden hem ticari yönden günden güne graffiti ile birlikte büyüyoruz. İşin illegal tarafında ise bambaşka bir keyif var, eskisi kadar o yönden aktif olamadığımız için özlemiyor değilim 🙂 

Gökkuşağı’nın renklerini caddelere indirmek için, griyle savaşmak için, sokaklarda ölümsüzleşmek için, siyahı boğmak için, spreylere duvarlarda hayat vermek için, boyamaya devam ediyorum.