Ekim ayında Marcus Miller ülkemizde 2 tane konser verdi. Eylül’de Amerika turnesini sona erdiren müzisyen, Avrupa turnesine Türkiye’den başladı. Turne programına baktığınız zaman doğudan batıya doğru hareket ettiğini görülüyordu zaten. Türkiye’deki konserler 20 Ekim’de İzmir’de Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi ve 21 Ekim’de İstanbul Zorlu Center’da gerçekleştiler. Her iki konser de kapalı gişeydi. Ben İzmir’dekini izlediğim için onun üzerinde duracağım. Ama öncesinde Marcus Miller‘ın ufak bir tanıtımını yapmayım.

William Henry Marcus Miller Jr. 14 Haziran 1959 New York doğumlu. 1975 ile 1990 yılları arasında 15 yıl stüdyo müzisyenliği yaptığı süreçte pop ve rock dünyasından Michael JacksonElton JohnAretha FraklinBryan Ferry ve Billy Idol gibi önemli isimlerin kayıtlarında yer almıştır. Bu süre zarfında stüdyonu müzisyeni olarak dünyanın en önemli bas gitaristlerden birine dönüşmüştür. Diğer yandan ünlü caz müzisyeni Miles Davis ile beraber çalışarak kendisini geliştirme şansına erişmiştir. Marcus Miller‘ın kendi yaptığı müzik türünü jazz fusion ve smooth jazz olduğunu tanımlayabiliriz. Ancak birçok farklı müzisyenle işbirliğine girmesiyle ritim ve blues, rock ve funk türlerine de eli değmiş bir isim olduğu söylenebilir. Yani müzikal açıdan çok renkli bir yelpazeye sahiptir. Şu an yeryüzündeki yaşayan şüphesiz en iyi bas gitaristlerden biri olan Marcus Miller, slap tekniğini müthiş şekilde kullanabilen bir isim. Albümlerinde caza çevirdiği önemli rock şarkılarının coverları ve kendi caz besteleri yer almaktadır. Bu turnede de kendisinden beklenen kendi şarkılarının yanında, rock şarkılarının caza çevirdiği coverları çalması şeklindeydi.

Marcus Miller‘ın İzmir’deki konseriyse  “1 Festival İzmir” organizasyonu içerisinde gerçekleşmekteydi. Öncelikle kendisini İzmir’e getiren organizatörlere teşekkür ediyorum. Genellikle Türkiye’ye önemli isimler sadece İstanbul’a getirilerken, İzmir’in ıska geçilmesi söz konusu oluyor. Fakat Marcus Miller konusunda İzmir’deki organizatörlerin girişimleri sayesinde, böyle önemli bir müzisyen İzmirli seyircilerle buluştu. Konserin gerçekleştiği yer ise Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’nin büyük salonuydu. 1130 kişilik salonun biletleri yaklaşık 1 saat içerisinde de tükenmişti. Bilet fiyatlarının da İstanbul’daki konsere göre çok daha ucuz olması da İzmirlilerin şansıydı. Aslında böyle bir konser için koltuk sayısı da azdı, ancak bilet bulabildiğim için bu konudan fazla şikayetçi olmayacağım. Buradaki sıkıntı konserin tanıtımının yeterince yapılmaması yüzünden konsere ilgi duyabilecek önemli bir kitlenin bu organizasyonu ıskalamasıydı. Çünkü benim de tesadüfen bilet satışına yakın haber aldığım böyle bir organizasyon, öncesinde kesinlikle daha iyi lanse edilmeliydi.
Konserdeyse Marcus Miller‘ın en popüler şarkılarını çalmaktan kaçındığını gördük. Kendi parçaları dışında cover olarak The Temptations‘dan Papa Was A Rolling Stone ve iki tane de Miles Davis şarkısı icra etti. Orkestrasındaki elemanları bol bol alkışlattıran müzisyenin, grubundaki elemanlarına çok değer verdiği anlaşılıyordu. Hatta üyelerden birinin doğum günü olmasının hatırına, Happy Birthday bile çalarak jest yaptı. Bolca slap dinlerken, sahnede inanılması güç bir bas gitar performansı vardı. Müzisyen fender jazz bass haricinde, bir şarkıda da klarnet çaldı. Arkasındaki orkestra davulcu, klavyeci ve saksafon ile trompet çalmaktan sorumlu iki müzisyenden oluşuyordu. Yoğun alkışı da Marcus Miller grubuyla geri çevirmeyerek, kendisinin Blast şarkısıyla bis yaptı. Tabii bu şarkıyı zamanında Yıldız Tilbe‘nin kullanmış olması nedeniyle bilerek mi bu konserin final şarkısı seçildiği merak konusu. Açıkçası ben cover olarak, The Beatles‘tan yaptığı Come Together ve Jimi Hendrix‘ten Purple Haze yorumlarını duymak çok istiyordum, ancak kendisinin bunları çalmayı tercih etmemesini saygıyla karşılıyorum. 1130 kişilik kapasiteli salonda saçma sapan hareketleriyle göze çarpan bir kaç kişi dışında oldukça iyi bir seyirci kitlesi vardı. Marcus Miller ve grubunun seyirciden memnun kaldığı gözlerden kaçmadı. Sahne ışıklandırması aşırı başarılıyken, ses sistemi sınıfta kaldı. Konserin en önemli enstrümanı olan bas gitarın sesi kesinlike salona daha iyi aktarılabilirdi. İstanbul’daki konserdeyse, bir sürü büyük konser organizasyonlarına ev sahipliği yapan Zorlu Center’ın ses sistemi bu konuda sıkıntı yaratmamıştır. Doğal olarak Marcus Miller orada da aynı şarkıları çalmış. Tabii kapasite olarak çok daha büyük olan Zorlu Center’ın en geniş salonu, çok daha büyük bir organizasyondu. Aldığım haberlerden oradaki salonun da kapalı gişe olduğu ve müzisyenin aldığı reaksiyondan dolayı yine sahneyi çok memnun terk ettiği şeklindeydi.

Kısacası İzmir ve İstanbul’da iki tane başarılı Marcus Miller konseri gerçekleşti. Özellikle İzmir’deki konser, bu tür müzik dünyasının önemli isimlerine hasret olan kitle için çok değerli bir organizasyondu. Biletlerin de kısa sürede tükenmesinin de organizatörlerin dikkatini çektiğini ümit ediyorum. Bu arada 20 Ekim’deki konseri neden 3 Kasım’da yazdığımı merak edenlere, yazılarımın 2 haftada bir cumaları olması ve 20 Ekim’e denk gelen yazımın konsere gitmeden yayınlamış olması nedeniyle Marcus Miller yazısının gecikmesine yol açtığını belirtirim.