Özellikle yeni çocuk sahibi olmuş kişiler iş işten geçmeden bunu iyi okusun, bakın bu sefer geyik olsun diye yazmıyorum. Çok ciddiyim.

Bebekken aptal çocuk şarkıları ve absürt ninniler yerine çarpım tablosunu öğret şarkı şeklinde. O ilkokul ikinci sınıf bir gün gelecek ve sen o güne kadar yapmam dediğin her şeyi yaptığın gibi okul başarısını da kafana takacaksın. Hatta benim şimdiki aklım olsa 0-6 yaşta okul öncesi diye yaptığımız bütün o abidik gubidik boyamalar, kes yapıştırlar, boncuklar, küpler yerine lise sona kadar olan tüm konuları söyle bir geçerdim. Hadi diyelim o kadar da delirmedik, en azından 4 işlem ve çarpım tablosunu bitir. Karşında her şeyi oyun zanneden, zihni delicesine açık, tüm algıları senin üzerinde ve senin her sözünü kutsal sayan bir çocuk varken daya 3 basamaklı bölmeyi bitsin gitsin. 1-0.

Diyelim çocuk biraz daha büyüdü ve hayret manyak olmadı –henüz-. Onla bol bol oyna. Ama çocukla birlikte oyun oynamaktan bahsetmiyorum. Hayır, sen onunla oyuncağınmış gibi oyna. İstediğin gibi giydir, maymun gibi şekilden şekile sok, evde abuk subuk şeyler yaptır ve hepsinin fotoğrafını çek. Sonra 8-9 yaşına geldiğinde uğruna her şeye katlanılan o tombik bacaklar yerini kemik torbalarına, o puffftlatmalık göbiş yerini et kesme tahtasına bırakıp, salyangoz kelimesini bile doğru telaffuz etmeye başladığında işin bütün tadı kaçacak çünkü. Ben buna ‘evlat olmasına rağmen çekilmez’ dönemi diyorum ve şimdi şu anda ilk kez dedim. İşte bu dönemde o sevimsiz tavırlar ve kemikli parmaklarıyla senin bam tellerini çekiştirirken o yılları ve senin ona ettiklerini hatırlarsın, için buz gibi olur. 0-6 yaşta maçı sen al da zaten 7-13 yaşta hiç şansın yok. Haa ergenlik geldiğinde de hiiiç onla laf dalaşına girip kapı pencere çarpmadan fotoğrafları çıkarır, Facebook’a koymakla tehdit edersin – artık o zamana kadar Facebook kalır mı ya da neremizin booku çıkar bilmiyorum – böylece konu kapanır. Koy kahveni çık terasa, için rahat olsun, nasılsa kızın o etekle Harley Davidson partisine gideceği falan yok, 3 yaşında kafasında babasının boxerıyla lazımlıkta otururken fotoğrafının Instagram’a düşmesini göze alamaz. Set sayısı ve 2-0.

Şekerim şimdi ben reenkarnasyona inanıyorum ama şöyle; bence bütün papağanlar önceki hayatında anneydi. İtiraz istemem, etme, kabul et. Mesela benim aynı lafı 50 kez söyleme huyu olan çocuksuz arkadaşlarım var, çok üzülüyorum böyle bir potansiyel nasıl boşa harcanır diye. Dikkat et, etrafında bir tane bile çocuğuna aynı lafı tekrar tekrar söyleyen baba göremezsin. Baba komutu verir, o arada kendi işine bakar, hayatının odak noktası çocuk değil ki adamın, hem zaten ödev yapılmasa noolur, geç yatılsa noolur, okula geç kalınsa noolur? Adamı Mango kapılarında beklete beklete zaman kavramını unutturan sen değil miydin? Yarım saat bekletip 2 dakkada geldim demedin mi adama yıllarca. Tekrar söylüyorum bunu acilen kabullen. Çocuğa ‘Ayakkabılarını giy’ lafını bir kez söylediğinde o ayakkabıların giyilebilme ihtimali senin için neyse, insanlık için John Lennon’ın Imagine şarkısı da o. Ütopyanın olmadığı bir dünya haritasını kabul etsen de etmesen de, burası gerçek hayat bebeğim, sen yıpranırsın. Nasıl gençlikte flörtleştiğin çocuk telefonunu aldığında bilirdin ki o akşam hemen aramayacak, 3 gün bekleyip arayacak ve beklerdin, işte tıpkı onun gibi içine sindir. Ne demiş Einstein? Time is relative. Relative akraba demek, çocuk da bir nevi akraba sayılır, relative öte yandan göreceli anlamına geldiğine göre, demek ki adam demiş ki ‘Çocuk için zaman görecelidir’. Bilimsel konuşuyorum burada, dinle işte. En iyisi sen kahveni koyarken ona ‘Ayakkabını giy’ de, kahven bitince çıkarsınız.  Selena Gomez olsan bu seti alamazsın. 2-1.

Onun için hiçbir şey yapma. Bak yaz bu lafımı bir kenara. O eskiden her evde, her dükkanda, her kıraathanede asılı olan ağlayan çocuk resmi vardı ya. Biz onu çooook yanlış anladık. O çocuk gariban, oyuncağı kırılmış, ayakkabısı patlamış bir çocuk değildi. O her istediği yapılmış, yetmemiş istediğini bile bilmediği şeyler alınmış, istemeyi aklından bile geçirmediği aktiviteler planlanmış bir çocuktu. O çocuğun anası işi gücü bırakmış ben çocuğumu nasıl daha fazla sevindirebilirim, dur şunu çok sever şundan alayım, dur arkadaşının şusundan bahsetmişti ezilmesin bulup da ona götüreyim, dur bir buluşma ayarlayayım kim bilir nasıl şaşırıp mutlu olacak boynuma sarılacak. Nah sarılacak. Ağladı işte çocuk. O çocuk her türlü ağlayacak arkadaşlar. Yapmayın. Ben yaptım siz yapmayın. Ne diyorum bak, her istediğinden bahsetmiyorum, onun için hiiiç bir şey yapmayın. Çünkü sonra enerjiniz, sabrınız, yaşam sevinciniz tükeniyor, çocuk ufacık bir şeyden sıkıntı yarattığında ‘Bennnn senin için nelerrrrr yaptım, bunun için mi ha bunun için mi? Kes ağlamayı ve derhal mutlu ol.’ diye başına kakacaksınız. Hiçbir şey yapmayınca ne olacak? Çocuk huysuzluk yapmayacak mı, yapacak. Ama o zaman ne yaptıklarına pişman olup kendini döveceksin, ne de çocuğu töhmet altında bırakıp nankör ilan edeceksin. Arkana yaslanıp ‘Haklı çocuk, ben olsam ben de mutsuz olurum’ diyeceksin. Koy koy kahve koy, susar birazdan. 3-1.

Çocuk hala delirmeden sağlıklı büyümeye devam ediyorsa bence bu nokta çocuğu başkasına ver. Çünkü buradan sonrasını ben de bilmiyorum. Benim çocuk büyüdükçe gelişmelerden haberdar ederim. Öptüm bye.