Merhaba sevgili okur. Başının şarap tatma kursuna kaydını yaptırdığı, sonunun ise sanki bir çiğ köfte partisindeymişçesine, köfteyi tavana atıp yapışmasını büyük bir keyifle izlediği bir yazımla daha buradayım. Yazılara biraz ara verdim gibi oldu ama iş, sınavlar, lüzumsuz insanlar falan derken zaman su gibi akıp geçiyor. Zannedersin Davos’ta van münit çıkışı yapıyorum. Öyle bir yoğunluk.

Gerçi yoğunluk da güzel bir şey bir bakıma. Şahsen ben eşek gibi okuyup, mezun olmamın akabinde bir yıl gibi bir süre işsiz kalmıştım. Amaaan evlerden ırak. Can sıkıntısı bir yandan, maddi sıkıntılar bir yandan insan neye saldıracağını şaşırıyor. Bir de sürekli evde olunca insan kendini tıkınmaya veriyor. Yani en azından bende öyle olmuştu, minik bir fil misali yiyordum. Zaten o dönem bir hayli kilo alıp, arkadaşlar arasında pilates topuna benzetilerek yakışıksız şakalara maruz kalmıştım.

Ne diyordum? Hah, işsizlik çok zor. 

İşsiz olduğum dönemde evden yapılabilecek her türlü freelance, home office işe bulaştım. Ama bunlardan en ilginci, ilanlarda büyük bir ihtişamla duran metin yazarlığı & içerik editörlüğüydü bence. Bi kere ismi acayip havalı: İçerik editörü. Yani oralar hep senden soruluyor. En azından sen öyle zannediyorsun. Amma ve lakin kazın ayağı öyle değil. Üçkağıtçı iş verenler.

Ben de bu tuzağa düştüm sevgili okurgaç. Artık işsizlikten ne yapacağımı bilemediğim, daha doğrusu ‘ne iş olsa yaparım’cı olduğum o dönemde önüme gelen her ilana başvurmaya başladım. Geri dönüş olsun olmasın, kriterlere uyayım uymayayım her iş verenin kapısını çaldım, her dükkanın önüne tabure atmaya çalıştım. En sonunda benim ağlak çığlığımı duymuş olacaklar ki, makale yazarı aranıyor ilanlarından birinden bir geri dönüş aldım. Tabi ki uzun süre işsiz kalmış bir birey olarak hemen giyinip kuşanıp iş görüşmesine gittim. Sık sık iş görüşmesine gidenler bilirler ki, bu olayında çeşitli seviyeleri var. Ben ise çilekeş bir işsiz olduğumdan tabi ki master degree grubuna giriyorum. O yüzden hiç zorluk çekmeden konsepte uygun giyinerek gittim, zaten googlelarsanız iş görüşmesine gidilirken neler yapılması gerektiğine dair gerekli gereksiz bir zibilyon bilgiye ulaşabilirsiniz. 

Neyse baya güzel bir plazaya gittim. Çalışan herkes şık şıkıdım. Kapıdan girer girmez kendi yönetici asistanı olarak tanıtan sarışın bir abla beni karşıladı. Hayatımda gördüğüm en kibar yönetici asistanıydı kendisi. Bir süre bekledikten sonra ‘Buyrun bilmem kim bey sizi bekliyor’ diyerek odanın kapısını araladı. Ben müstakbel patronumla karşılaşmadanönce içerden buram buram burnuma doğru yol alan lahmacun kokusuyla tanıştım. Ürkek adımlarla ilerlediğimde karşımda her noktasında ‘ben patron odasıyım’ diye bağıran bir mekanla karşı karşıya kaldım. Ben daha lahmacun kokusunun şokunu üzerimden atamazken, burnumun ucuna kadar sokulan tek lahmacunla kendime geldim. ‘Ayten Hanım buyurun hep birlikte afiyet olsun’ dedi müstakbel patronum. Ben gözlerimin önünde sallanıp duran tek lahmacuna kilitlenmişken, müstakbel patronum ise büyük bir inançla benim kendimi lahmacuna gömmemi bekliyordu. Her ne kadar çok paylaşımcı bir birey olduğunu kanıtlamak istercesine lahmacununu burnuma soksa da; gözünden o lahmacunu hiçbir şekilde kabul etmememi, ettiğim takdirde müstakbel patronumun içinden kendini T-Rex sanan sinirli bir kedi çıkacağını sezmiştim. (Ki kediler söz konusu yemek olduğunda vahşi T-Rex’lerden farklı olmazlar) İş görüşmelerinde master degree olduğum için bu hamleyi şu an hatırlayamadığım bir biçimde o lahmacun teklifini savuşturarak masanın önünde konuşlandırılmış deri koltuğun ucuna iliştim. Herhalde ‘ben yedim de geldim sağolun’ gibi bir şeyler zırvalamışımdır. Ağzı lahmacunla dolu müstakbel patronum hiç vakit kaybetmeden, homurdanarak bana iş ile ilgili bilgi veriyordu. Ben ise işin ne olduğunu dinlemekten kilometrelerce uzak, müstakbel patronumun sigaradan sararmış bıyığına takılmış olan maydanoz parçacığıyla ilgilenmekle meşguldüm. Bıyıklının konuşması bittiğinde büyük bir sessizlik oldu. O an benden bir cevap beklediğini fark ettim ve ağzımdan sadece cılız bir ‘tamam’ çıkarabildim. ‘Oldu o zaman’ nidasıyla muhtemelen benden fazla lahmacun görmüş patron koltuğundan kalktı, ellerini dandikliği her yerinden belli olan ıslak mendile silerek bana uzattı. Lahmacunlarla bıyıklının arasına girmiş olmaktan duyduğum büyük bir utançla elini sıktım.

Ben fark etmemiştim ama 2 dakika önce tanıştığım lahmacun sevdalısı bıyıklı, müstakbel sıfatından sıyrılarak patronum olmuştu. Elini sıktıktan sonra, odadan süzülerek, kendimi dışarı attım. Muhtemelen küçüklü büyüklü estetik operasyonlarla kendini baştan yaratan çakma sarışın yönetici asistanına başımla selam vererek ilk lavabonun yolunu tuttum. Lahmacunlu ıslak mendille bezenmiş ellerimi yıkarken aynada kendime baktım. Artık bir işim vardı mutluydum. Biraz da mutluluğuma bakayım dedim, aynadaki yansımamın elinde lahmacun belirdi. Bu görüntüm hoşuma gitmişti. Kendime gülümsedim, dişimde de maydanoz kalmıştı. Buna baya bi güldüm ve iş sahibi olan bir birey olarak büyük bir gururla belediye otobüsüne binerek evime doğru yola koyuldum.

Baya da uzun süre çalıştım bıyıklının firmasıyla. İlk başlarda işimi ne olduğunu tam algılayamamamdan mütevellit biraz zorluk çektim ama sonrasında tam anlamıyla işin kurdu oldum. Artık titri paçalarından akan bir içerik editörüydüm. Hafriyat, bilmem ne halı yıkama, bilmem kaç yılı kemer trendleri falan hepsini bu dönemde öğrendim ve kaleme aldım. Çünkü ben bir içerik editörüydüm. Google’dan aratın; çıkan sonuçlarda kesin bana ait olanlarla karşılaşırsınız. Çünkü ben geçmişi yad etmek için arada googlelayıp benim olanları hemen tanıyorum. Örneğin Pendik halı yıkama ile ilgili bir makalecik yazmıştım ki, kodaman reklam ajans çalışanları yanımda halt eder.

Şimdi bunu yazınca aklıma geldi, telefonuma baktım. Bıyıklının telefonu hala duruyor. İyi bir stalker olduğum için sosyal medya hesabına da baktım. Tabi ki fotoğraflarının hemen hemen hepsi kebapçıda sevgili lahmacunlarıyla birlikte mutlu pozlar. Biraz fotoğraflarındaki mutluluğa baktıktan sonra beni en az bıyıklının lahmacunu sevdiği gibi sevecek birini bulsam hemen evleneceğimi düşünerek pencereyi kapattım.