Sevgili Karavan Dostları…

Artık bir nevi akraba olduk lan. Burada aslında “Lan” diye yazdıktan sonra tam iki adet silip yeniden yazdım ve son olarak tekrar yazmaya karar verdim. Şimdi burayı unutmayın, korkunç uzun bir cümle yazıcam, öyle ki uzun cümleleri ile menşur Murathan Mungan mahcup olup kafasını öne eğip içine kapanacak.

Bunu bazen yapıyorum. Neyi? Ülen unutmayın dedik ya hayvan herifler! Başa sarıp okuyun, sizinle mi uğraşıcaz! Burada edebiyatımsı mı yapıcaz, size laf mı yetiştiricez? Bana bakın bana mısın demem virgülü bir bırakırım, kafayı yersiniz ha, Zaten canım burnumda, evde enişteniz kendine artizlik yapmak için caz koymuş, iki saattir şarkı bitse diye dişimi sıkıyorum.

Neyse, hatırladığınızı varsayarak devam ediyorum:

Mesela bizim whatssup’ta “Radyo Karavan Yüksek” şurası diye bir grubumuz var; Ruh Tuzu Orçuncan’dan tutun da Anadolu Yakası Barış’a, hakkında hiç bir malumatımızın olmadığı ama disiplinli ve süpersonik bir araştırma ile yazı ve programlarını ciddiye alarak trink diye saatinde yayına sokarak on numara iş çıkaran Zaman Tüneli Sinan San’a, efendime söyleyeyim, Bige ile Rengarenk’in yetkili ebeveyni, dünyalar dengelisi ve asili Işıl’a ve dahi, aslan parçası, yakışıklı ruh Adnan Acar, yavşakların hası Cenk Büker ve kötü yola düşürdüğü ekürisi Gökhan Ataman ve abime aşırı benzeyen ve sırf bu yüzden yaklaşık yirmi yıllık dostum, aklı asla kurnazlığa, üç kağıda çalışmayan, iyi aile çocuğu ve bir o kadar ağaç insan Ayı Ümit’e, eser miktarda hafif kurumsal kıl karakter rayihası barındıran ancak yıllar yılı denizlerde kaptanlık görevinden dolayı ziyadesiyle insanları tanıyan fakat denizciliğin verdiği edepten dolayı kendini geliştirdiğini düşündüğüm özverilerin zarif fakat düz insanı Şafak Boşatı, yakaladığında göz teması kurmanız halinde boş da konuşmadığı için dinlemek zorunda kaldığınız çenesi ile ananızı züken Ek Gıda’nın Zelal’i, annemin cenazesine gelen, dışardan bakıldığında içe kapanık fakat bir iki samimi konuşmada lisedeki arka sıra çocuğuna bağlayan donk diye bir laf edip midene yumruk atabilme kapasitesine sahip Uykudan Önce’nin Umur’u, hiiç bu bağımsız radyo ayakları yokken, aslan gibi kurumsaldan paramızı alıp, Fenerbahçe’deki evimizde Oblomov gibi geceler geçirirken çok sevdiğim arkadaşım Melis’in bizden habersiz bizim eve yemeğe davet ettiği ve haberimiz olmadığı için kapıyı açtığımızda “Buyrun?” diye karşıladığımızda göt olup “Eee, ben elektirikçiyim” diyen, Toni’nin bana seslenerek “Ayça sen elektrikçi çağırdın mı?” diye sorup benim de elindeki siyah torbada şarap değil de ingiliz anahtarı taşıdığını sanmam üzerine “Yoo, kaç numaraya gelmiştiniz ki?” diye sorduğum ve anneciğimin de tanıyıp çok sevdiği yadigarımız Güçlü Şahin’e, ondan soonacııma, Sakız gezimize 15 Temmuz darbe girişimi kalkışması zamanına denk geldiği için tek başına gelen ve bizim evin çocuğu gibi Memo ile gezdirdiğimiz ve oğlumuz gibi sevip kıl kapıp dövmek istediğimiz Kino Karavan’ın Kıl Yavuz’una, Yan Masa’nın bedevi kızları Serap Avcılar ve Karaip Korsanı Nagihan Örküş’e, sosyal medya içeriklerini şaapan Cessi Mitrani ve Cansu’ya kadar anaaa eniştenizi unuttum ya ben??? Ve watsap grupları hiç sevmeyen ve asla da okumayan Antomino’ya kadar herkes bu watsap grupta.

Abi bu cümle eğer devrik olmadıysa lütfen tarihe geçsin.

Ya ben bu cümleden sonra canımdan bezdim ve izninizle enişteniz de zaten İngilizce adıyla cauliflower olan karnabahar pişiriyor, siz bunu birinci bölüm olarak kabul edin, ikinci bölüme ben biraz enerji toplayayım.

Üf ne paragraftı be, diyeceğimi unuttum. Vay babayın.