Yüzüme öksürse de bana geçse hastalığı, o kurtulsa diye düşünüyorum koltuğun kenarında. Elimi yüz bininci kez alnına koyuyorum, hala kor gibi. Bir gözüm hep saatte. Son ilacı vereli ne kadar geçti diye. Ah salak kafam, neden ilk sıcakladığında anlamadım ki bu kadar yükseleceğini. Ne bu rahatlık, kim bu içimdeki ‘birşey olmaz yiaa’ diyen ahmak? Neden panik olmadım ki. İki tane merdiveni inerken düşecek diye hop oturup hop kalkan ben, azıcık ateşlenince ortalığı ayağa kaldırmam gerekmez mi? Ahmaksın işte.

 

Sabaha kadar kısa ve kesik nefes aldı. Arada uyanıp birşeyler sayıkladı. Ayağa kalkıp hadi gidelim dedi gecenin 3ü. Sonra yığılıp uyudu tekrar. Öyle boğuk öksürüyor ki içim parçalanıyor. Ben dururken neden o? Ne alakası var el kadar bebenin ne olduğunu bile anlamadığı bu illetle? Boğazım ağrıyor diye inliyor. ‘Tamam yavrum, yarın doktora gideceğiz merak etme’

 

Ateşi iyice yükseldiğinde kendiliğinden uyanıp lavaboya gidiyor. Ellerini suya tutuyor. Ben de kafasını ve vücudunu ıslatıyorum. Üşüyorum diye ağlıyor. Bu hastalığın geçmesi için biraz üşümen lazım diyorum. Ağlıyor, ağlıyor.

 

Neymiş, bağışıklık sistemi virüslerle karşılaştıkça gelişecekmiş. Neden bu sistem ful donanımlı doğmuyoruz, neden bu hastalıklar, neden çocuklar, neden bu çaresizlik? Tamam ben ahmağım ama tıp bilimi de son derece ilkel. Ulan hala hastalık hala ölümler hala tıptan zeki virüsler. Evet virüsler tıbbın epey ilerisinde. Hatta alay eder gibi her yıl daha da güçleniyorlar. Televizyona çıkıp “bu yıl ki virüsün adı toşşak virüsü ve geçen seneden çok daha ölümcül” diye ahkam kesen doktorları ciddiye alan var mı allasen? He amca, geçen sene de öyleydi, siz ne yaptınız? Oturup beklediniz di mi? Aferin amca otur, sıfır!

 

Artık hastalıklar için mi ilaç yoksa ilaçlar için mi hastalık üretiliyor kimse bilmiyor. Birbirini boklayan ilaç firmaları yüzünden doktorlar çıkıp apayrı bilgiler veriyor. “Efenim şu ilacı içmeyin felç yapıyor” diyor biri, diğeri “N’alakası var efenim asıl o ilaç kullanılmazsa kafa ile gövde bütünlüğü sağlanmaz” diye zırvalıyor.

 

Alternatif tıp altın çağını yaşıyor. Yağmur ormanlarında görülen 8 bacaklı bir kuşun kanadındaki yağmur damlasının düştüğü toprakta büyüyen yorrak otunun kurusunu ılık suda bekletip gün boyu içersen iyileşebiliyosun mesela. Yeter ki paran ve buna inanacak iq’un olsun. Sonuçta dünyada milyonlarca insana sundukları bu şifayı hepi topu 100 kişi üzerinde denemişler ve 53’ü iyileşmiş.

 

Sağlıklı beslen, spor yap, zararlı şeylerden uzak dur klişesi. Sen toprağı, havayı ve denizleri zehirle, ondan sonra insanlara kaliteli yaşam için kamu spotu izlet. Hayvanlara yapılan eziyeti yazmıyorum bile.

 

Çocuğu hasta olan annelerin anlayacağı üzere, tüm dünyaya isyandayım. Bahçede beslediğimiz kedinin yavruları oldu. Şu an karşımda iki yavru ve anneleri öyle güzel oynaşıyor ki. Benim çocuğum da, tüm çocuklar da kalksın ayağa oynasın istiyorum.

 

Başlarım sizin savaşınıza da, anlaşmalarınıza da, koltuğunuza da, tarihinize de, paranıza da, dininize de diye ateşe vermek istiyorum heryeri. Yeter be!

 

Sağlıkla kalın.