Orta okulda sınıfın en arka sırasında otururdum. Yok haylaz olduğum için değil cüssemden dolayı. Ben değil öğretmenler oturturdu. Sanki önde film oynuyorda arka sıradakilerin görüşünü engellemeyeyim diye “hadi çocum sen şöyle en arkaya” Şişman değildim ama o yaşa göre genç irisi diyelim. Haliyle ilk arkadaşlarım da aynı sıradaki tembel, çakal, protest insanlardan olurdu. Ön sıralar saçını iki yana örüp kırmızı kurdele ile bağlayan özlemler, meltemler ile doluydu. Hani şu el yazıları en mükemmel, önlük yakaları en beyaz olup sözlülerde ısrarla parmak sallayanlar. Onlardan biri de illa sınıf başkanı olurdu. Arka sıraya gelene kadar doğru düzgün bir sınıf kolu kalmaz bize itfaiye kolu düşerdi. En az benim kadar iri ve tembel olan Mete ile birlikte hiç yanmayan okulun cengaver itfaiyecileri olarak görev yaptık.

 

Abim benden iki üst sınıftaydı. Abilik titri ile benden pek hazzetmez sürekli “kaybol gözümün önünden, kızlar varken yanıma gelme, al şu parayı bana kantinten tost kap gel” diye miçoluk yaptırırdı. Ha bu arada iki üst sınıfımda olmasına rağmen ondan da iriydim. Kendisine ya da arkadaşlarına ters giden olursa beni gösterip “bak bu benim kardeşim, ayağınızı denk alın” diye tehdit edermiş. Koskoca okulda bütün kızlar piremses, bi ben bodyguardım çünkü. Bir ara miskinlikten ödevimi yapmamışım ve annem adına neden yapmadığımı anlatan kısa bir özür yazısı yazıp, annemin imzasını atıp vermiştim hocaya. Yemedi tabi hoca, abimi çağırdı sınıfa. Tüm sınıfın ortasında bu imza annenin mi yavrum dedi abime. Ulan hiç tereddüt bile etmeden ‘yoo bu yazı da imza da annemin değil’ dedi. Vicdansız herif.

 

Bir de kuzenim var benden küçük. Hadi ben zaman içinde normal insan standartlarına kavuştum, hani yolda gördüğünüzde gözünüze takılmayacak o normal ölçülere. Bizim kuzen büyüdükçe büyüdü. Enine boyuna manasızca büyümeye devam etti. Tabi hiç bir alt yapısı olmadan, bir bedel ödemeden, çalışmadan bu kadar büyüyünce insanın içi kof oluyor. Kapı gibi adam ama pazar dönüşü şşş tutsana şu poşetin ucundan desen “ya belim, anam dizim, of boynum” dökülüyor. Sana o boyu veren sistematiğin batsın.

 

Evlendi bu, oturacağı evi boyayacak. İki günde bir odanın sadece bir duvarını boyayıp üç gün mola veriyor. Ya senin tek bacağın kadar adam koca binayı boyuyor bir kaç günde, bu ne rahatlık? Odanın ortasında durup iki elinde fırça ile mevlana gibi dönse 15 dakikada olay biter. Adam bildiğin kof.

 

Geçen yine bunlardan konuşuyoruz yemek masasında. Şaka maka az da dövmedim ben bu iti. Abim beni döverdi, ben de bu benden küçük diye bunu döverdim. Ne kadar yanlış ama bir o kadar gerçek. Dövüşürken bir posta da annemlerden dayak yemeyelim diye iz bırakmamaya özen gösterirdik. Kan ve morartı olmayacak. Temiz dövüş. Bir gün artık ben nasıl olduysa bunun burnunu kanattım. Odada da yalnızız. Teyzem (annesi) gelip gördüğünde odanın kaç tane duvarı varsa kafamı sürterek kıvılcım çıkartmak suretiyle bir daha dövüşmememizi rica etmişti.

 

Hem yemek yiyip hem o güzel günleri yad ederken abim bilmediğim bir hikaye anlattı. Kuzen, abim ve iki arkadaşları akşam arabayla gezmeye çıkmışlar. Yaşları 15 ila 19 arası, çıstak çıstak müzik, piyasa bir caddede turluyorlar. Arkadaki arabanın farları gözlerini alınca el kol hareketi yapmışlar, yaş ve artistlik karışımı ile kavga etmek üzere çekmişler el frenini, inmişler arabadan. Bizim kuzen inmemiş. Bakmış arka arabadan inenler yaşça büyük, bu beklemeyi tercih etmiş. Abim ve diğer iki kişiyi iyice döven karşı grup arabadaki 4. kişiyi fark edip açmışlar bunun kapısını. Bizimki başlamış konuşmaya “Emre olum şaka mı yapıyosunuz gözüm görmüyo diye, Emre, ses verin lan şaka mı yapıyosunuz bana, korkutmayın lan beni” diye sen kör ayağına yatmış. Abim yerde ağzı burnu kırılmış halde hönkürerek gülerken karşı taraf “lan yazık, kör bu” diye olay yerinden uzaklaşmış.

 

80’lerde çocuk olmak diye bir şey var. Arka sıraya itiliyoruz, iriceyiz, serseriyiz, tembeliz, şöyleyiz, böyleyiz ama kafa tıkır tıkır işliyo be. Al sana baskı altında stres yönetimi, al sana soğuk kanlılık, al sana tiyatro, al sana zeka, al sana survivor.

 

Ne oldu o özlemlerin, meltemlerin hikayesi var mı böyle?

 

Yok.

 

Ne varsa bizde var.