“Birinin yapmasını istemediğiniz birşey varsa, onu yapması gerektiğini söyleyin” ilk bakışta Alman atasözü gibi gözüken bu sözü az önce g.tümden uydurdum.
Yabancıların atasözleri bana oldum olası tuhaf gelmiştir. Atasözü gibi değiller, ne biliyim sanki böyle olmamış gibiler. Ya biz, bizimkilere çok alışmışız ya da gerçekten bunların atalarında bi tırtlık var; “Kadın çalındıktan sonra duvara asılacak bir keman değildir” ne bu şimdi? Bunların ataları keman çalıyor zaar. Bu laf robdöşambrlı birinin, elinde viski kadehiyle şöminenin başında söylediği bir laf gibi. Ya da “Savaş, barışın sağladığını yıkıp gider”…3-C sınıfından Helga arkadaşımızın kompozisyonunun son cümlesini dinledik. Çok aceleye gelmiş. Bir başkası; “İki avukat arasında kalan çiftçi, iki kedi arasında kalan balığa benzer” adamların kırsal ataları bile anlaşmazlıklarını yargıya taşımışlar. Büyük prodüksiyon. Atasözü dediğinin içinde saman, akçe, göl, eşek filan olur. İçinde keman, viyolonsel obua, avukat, sulh ceza hakimi, orkestra şefi geçen atasözü olmaz olsun!
Aynı şaşkınlığı yabancı çocukların çizdiği resimleri görünce de yaşamıştım. Normalde çocuk resmi dediğin bellidir; iki dağ, arasından doğan güneş, yerçekimine meydan okuyan ırmak, bulutlar , M kuşlar, el ele tutuşmuş anne, baba, çocuk, bir de çatısı olan ev. Bunların veletlerinin resimlerinde tilki var, geyik var, sincap var, donguz var (domuz yemek kadar, demek de hoş karşılanmadığından 5 harfli ya da donguz demek uygundur). Çocuk resmi değil sanki neç ceo vayld!
Yalnız konudan öyle bir saptık, öyle bir koptuk ki yumuşatarak mevzuya dönmeye çalışırsam bir bu kadar daha yazmam gerekecek. Bu yüzden patadanak gelmek istediğim yere yani yazının başına dönüyorum: “Birinin yapmasını istemediğiniz birşey varsa, onu yapması gerektiğini söyleyin” diyerek başlamıştım. Yani bir kızılderili atasözünde olduğu gibi “Şeytan hakkında konuşmayın. Gençlerin kalbinde merak uyandırır.” (bak Kızılderilininki olmuş mesela, neden? Tabii ki Türk oğlu Türk oldukları için). Yine de anlamadıysanız şöyle söyliyim; eşşşeeeğen aklına karpuz kapuğu düşürmeyin işte!
80’li yılların sonunda Yeşilay’ın TRT’de yayınlanan bir kamu spotu vardı. Rüya Ersavcı’nın söylediği bu şarkı çocukların ve gençlerin sigaraya başlamaması için yapılmış olmalıydı. Sözleri “sen sen ol beni dinle, sigaraya özenme, koş sağlıklı günlere, annenin sözünü dinle sigaraya özenme, babanın sözünü dinle sigara yakma sen de koş sağlıklı günlere…” diye sürüp gidiyordu. Bir de video klibi vardı ki bu klipte Walt Disney karakterlerinden Gufi başroldeydi, yardımcı oyuncuların arasında ise Donald Duck, yeğenleri Can, Cin ve Cem, ayrıca adını bilmediğim bir dev vardı…Ah dostlar o nasıl bir çizgi filmdi! Arkada iki kelimesinden biri “sigara” olan bir şarkı dönerken ön tarafta gufi sürekli sigara, pipo içiyor, ya da içmeye çalışıyor, Donald yeğenlerinin ağzına puro sokuşturup elindeki körükle puroların ateşini harlıyor, bir saman balyasını kağıda saran bir dev, evin çatısını kaldırarak içinden aldığı sobayı zippo olarak kullanıyor, cigaralığını tellendiriyordu. İddia ediyorum akciğer kanserindeki artışın müsebbibi bu klip ve şarkıdır. Şu anda Türkiye’de gördüğünüz 30’lu yaşlarındaki her sigara bağımlısının sigaraya başlamasında büyük emekleri vardır. Bir nesil Red Kit’in havalı havalı yaktığı sigarasını, “Uçan Fil Dumbo” nun akıl hocası karganın ağzındaki puroyu görerek büyüdü. Bir zamanlar Amerikan Hükümeti’nin emeklilik maaşlarından tasarruf etmek için insanların erken yaşta ölmesini istemesi, bunun için de Philip Morris şirketiyle anlaşmalar yaptığı hakkında komplo teorileri üretmek çok modaydı. Ben görüyorum ve artırıyorum; bence dünyadaki bütün sigara ve alkol karşıtı oluşum, sigara ve alkol bağımlılığını artırmak için oluşturuldu. Açık ve net.
Eveeeeet bu cümleyle beraber 17 kez “sigara” kelimesini geçirdiğimiz bu yazımızın da sonuna geldiğimize göre siz de çayınızı kahvenizi alıp güzelce sigaralarınızı içebilirsiniz.
Afiyet olsun.
Anıl Çağatay