Al işte, İstanbul’u özlemiyor musun diye soranlara taze taze cevap olsun diye oturdum, evden çıkmadan önceki on dakikada yazıyorum.

Günübirlik İstanbul’a gidiyorum ve içim felaket sıkılıyor. Allah vere de bir bomba ya da taramalıya kurban gidip “Vay be ne temiz kalpliymiş, bak o sabah yazısını yazmış” demezsiniz.

İstanbul’a gitmek ve havaalanından işini göreceğin sempte ulaşmaya çalışmak tıpkı kabuslarda ayaklarının bir türlü ileri doğru yürüyememesi, tam varacağını sandığın zaman gittikçe uzaklaştığını görmek gibi bir sıkıntı veriyor bana.

İki gündür psikolojimi İstanbul’a gitmeye akort etmeye çalışıyorum. Kulaklığımı unutmamalıyım, o gürültü beni mahveder, ajite eder, ağzıma eder, aman ha kulaklıksız gitme, yanına kitap al, iki üç saat önceden havaalanına gider orada beklersin, yanına kitap da al, fazla ortalık yerlerde dolaşma, bomba patlar, metroya binmemeye çalış ama metro dışında trrafikte sıkıştığında da taksiden aniden inip E-5’te koşmaya çalışma, Müjde Ar filmleri gibi durur, bunalma, haydi koçum kendine hakim ol…

Şimdi gidiyorum ama nasıl olsa akşama dönücem. O kadar da şeyetmiyim di mi? Bunu yapabilirim. Evet yapabilirim.

Ayça koçum sen nelere göğüs germiş insansın, buna mı dayanamayacaksın.

Hadi yavrum, göster onlara gününü.

Korkma Ege seni bekliyor olacak.

Hadi git şimdi ve nabzını en aza indir, yarın sabah olduğunda Ege’de açacaksın gözünü. Bugünü yok say. Boşver farz et ki bugün yaşandı ve bitti.

Hadi bismillah. Çık evden uçak kaçacak.